3 Nisan 2022 Pazar

İntrakranial hipotansiyon

İntrakranial hipotansiyon/kraniospinal hipotansiyon, BOS basıncının 6cm su altında olduğu kliniği uyumlu hastalarda görülen durumdur. Genellikle nöroaksiste BOS sızıntısından kaynaklanır. 

2 Nisan 2022 Cumartesi

Relapsing Polichondritis (Tekrarlayıcı Polikondrit)

Tekrarlayıcı polikondrit, kartilajinöz yapıların kronik, epizodik otoimmün bir hastalığıdır. Dördüncü ve altıncı dekatta pik yaptığı düşünülmektedir.

28 Mart 2022 Pazartesi

Fokal müsküler atrofi -1

Tek bir kas veya kas grubunun atrofisine pek çok nörolojik rahatsızlık sebep olabilir, tanı ve tedavi zorlayıcı olabilir.  

Fokal müsküler atrofi etiyolojisinde;
İnfeksiyon, travma, inflamasyon, vaskülit spinal kord hastlıkları, tuzaklanma, bozulmuş immün mekanizmalar, toksinler, elektrik veya radyasyon gibi fiziksel ajanlar, genetik ve enzim defektleri bulunur.

27 Mart 2022 Pazar

Anterior Spinal Arter Sendromu

Anterior spinal arter sendromu, farklı mekanizmalarla da olsa medulla spinalisin zedelenmesi sonucu görülen ortak klinik bulgulardır. Sıklıkla akut flask paraparezi şeklinde prezente olan bu olgularda medulla spinalisin tutulduğu seviyeye ve tutulum şiddetine bağlı olarak klinik hafif bir parapareziden ölüme kadar (spinal şok-hipotansiyon nedeniyle veya yüksek servikal lezyonlarda solunum arresti nedeniyle) gidebilir.

Fahr Hastalığı/Sendromu

Dentat nükleus, talamus ve beyaz cevherde tutulum olup/olmaksızın, striatum ve pallidumda görülen hemen hemen tamamen simetrik anormal kalsifikasyonu takip eden atrofi Fahr hastalığı/ sendromunu düşündürür. Progresif kognitif  tutulum ve ekstrapiramidal tip hareket bozukluğu başlıca karakteristik bulgularıdır. Fahr Hastalığı, otozomal dominant herediter bir hastalıktır. "Ailevi serebral ferrokalsinozis" veya artık terim olarak daha çok tercih edilen "primer ailevi beyin kalsifikasyonu" nda ise altta yatan bir neden olmaz. İnfektif, metabolik veya bir başka sekonder sebebe bağlı olan "Fahr sendromu" "bilateral striatopallidodentat kalsinozis" olarak da adlandırılır. 

26 Mart 2022 Cumartesi

Migren Varyantları

"Hastalık yoktur, hasta vardır" prensibi, hemen her hasta tarafından kafama her gün çivi gibi çakılıyor... Nöbet/PNES hastaları, ne idüğü belirsiz vertigo atakları, başta zokurdama ve vücutta yel esmesi gibi çeşitli vakalar Demokles'in kılıcı gibi tepemde sallanırken içlerinde en masum görünen migren varyantlarını gözden geçirmek istedim.

29 Haziran 2021 Salı

Leopard Gecko 3

 Frederick  defalarca yumurtladı. Zihinsel engelli bir enigma olduğu için ben ona ne kadar coco peatli nemli yuva hazırlasam da ortalığa yapmayı tercih etti. Ben de pes ettim. Sonuç? Aynı yerde 5 gün durup görülmeyen kuru yumurtalar...

Nasıl mı oluyor süreç? Gecenin sessizliğinde beni yerimden zıplatan bir tıkırtı geliyor. Geckolar heyecanlandıklarında kuyruklarını çok hızlı ve ritmik bir şekilde yere vuruyorlar. Çıngıraklı yılanların kuyruklarını sallamaları gibi düşünün. Bundan birkaç hafta sonra Fred'in karnı iki taraflı şişiyor. Sonra da kupkuru yumurtalar teraryumun sağında solunda bulunuyor. Kuyruğu kibrit çöpü gibi incecik oldu...

Enigmaları çoğaltmayın. Yapmayın. Onlar zihinsel engelli. Gerçi hata önce bende, Mack Super Snow istedim, aynen de istediğim verildi. Onların otozomal dominant olduklarını önceden bilseydim, hem üretilmelerine karşı çıkar hem de... ehem... Christopher gibi sağlam bir tane isterdim.

Exo terranın yapıştırma ısıtıcılarını denedim, olmadı. Sonra hydor kablo aldım, bunları dijital termometreye bağladım. 6 ay debelendikten sonra tek kabloyla tankın bir yanını 25'C diğer tarafı 35'C yapmayı başardım. Eminim çünkü zeminde iki tane akvaryum termometresi daha var. Yine de en iyisi teraryumu lamba ile ısıtmak.

Temiz hayvanlar geckolar, hep aynı yere yaparlar. Söz gelimi benim engelli kızım, büyük bir kararlılıkla tankın arkasına-tepeye kadar tırmanıp kakasını havadan yapar. Bir ara yaprakların içine denk geliyordu atıklar, kokunun nerden geldiğini bir süre bulamamıştım. 

Yemleri vermeden 20 dakika önce beslemek gerek, ama itiraf ediyorum, su jeline battıklarından beridir onları beslemiyorum, arada bir dometes, salatalık, o kadar. Fred onları çiğnerken, onları beslediğim sebzeye göre vücut sıvıları fışkırıyor böceklerden. İğrenç değil; ilginç.

Tartaralar çok hızlılar, onları bir yılan gibi uzak mesafeden tek bir hızlı kesin hamle ile tutmam gerekiyor.  Dubialar galiba onlara büyük geliyor, ağızlarına alıp bırakıyorlar, ne oluyor? Dubia tankta serbest!!! Yani her an evde sağda solda bulabiliriz demek!!! Lobsterların kutusunu açmaya cesaret edemedim, doğru suya... Varsa Allah affetsin. Tenebriolar dolapta küflendi. Ne zaman çekirgeleri keşfettim, huzura erdim. Büyüklükleri ideal, temizler, veganlar.

Bu leopar geckolar ile maceramın ilk kısmı olsun. Yumurta hasadı yapabilirsem o da ikinci kısmı olsun. Gerçi Fred engelli ve titrek olduğu için doğru dürüst yiyemiyor, inanın sadece ağzına cımbızla vermekle kalmadım yeri geldi böceği makasla bölüp küçülttüm yine olmadı. Neyse, o yumurtalar döllense de içinden tam teşekkül bir gecko vücudu çıkabileceğini sanmıyorum. 

1 Haziran 2021 Salı

Leopard Gecko 2

Büyük bir işe girişiyorum. Frederick'i gelin edeceğim. (Evet ismi eril, ama; kendi dişi, çünkü; ahdetmiştim ilk sürüngenimin ismi Frederick olsun demiştim.) Büyük sıkıntı şu, bu kızcağız erkeği gördü mü boşa da doluya da yumurtluyormuş. Düşünüyorum da senede 18 yumurta, ömürleri 10-15 yıl... O kadar geckoyu ne yapacağım? İşte, bir kere kafayı taktım ya... Kim bilir ne morphlar çıkacak onlardan... Creamsickle.. Hatta belki aurora? Lavender? Uçtum galiba... (Güncelleme, Fred yumurtaları ortalığa bırakıyor, ve senede 5-6 defa yumurtluyor. Aslında en kısa zamanda onları ayırmalıyım ama Exo Terra akvaryumu kaldırıp altına hydor döşeyecek güç ve motivasyonu bulamıyorum.)

Nerden mi açıldı bu konu? Yani teraryum konusu? Bir gün Vedat Bey'e dedim ki (Vedat bey bizim ilaç mümessilimiz, hobisi fotoğrafçılıktır) "Vedat, ben teraryum yapmak istiyorum". O da, "hocam Türkiye'de sizi bu işin pirleri ile tanıştırayım" dedi.

Bana sorulan ilk soru şu oldu; ne yetiştirmek istiyorsunuz? Cevabım; çin ejderi... Surat asıldı. Ben biraz düşüneyim, dedim. Ne yetiştirecektim ki, bitki yetiştirecektim ben. Canı kolay çıkmayan arsız şeyler, az bir su biraz hava az da toprakla büyüyeceklerdi işte...

Böylece olmadık bir yola adım attım. Araştırdım, en kolay ne yetişir? Çöl hayvanı gecko. Gecko. Çöl hayvanı. Çöl. Hani yosun bitkisi yetiştirecektim? Sukulentler olacaktı? Hemen yetiştirdim, ben gecko bakmaya karar verdim, diye. İyi halt ettim.

Yetiştirilmesi çok kolay geckom elime ulaştğında ona ne hazırlamıştım? Bir teraryum... İçinde guzmanianın bile olduğu bir teraryum. Zırt pırt da nemlendiriyordum. Zeminde sphagnum yosunları,  Dalaman çakılları, geckomun ürik asit kristallerine karışıyordu. İnternette kendi ekosistemini kuranları gördükçe hırslanıyordum; ama, sonunda kağıt havluya talim ettim. Böylece bok püsürüğü görmek ve ürik asitli çıkartıları temizlemek çok kolaylaştı.

Frederick geldiğinde 8 aylıktı, iki yıldır yanımda. 5 defa yumurtladı. Christopher da o yaşlarda elime ulaştı o da 1.5 seneyi aşkındır benimle. Peki neler mi oldu?

Devamı için https://depress-e-sapientiae.blogspot.com/2021/04/leopard-gecko-3.html

14 Mayıs 2021 Cuma

Leopard Gecko 1

Öncelikle neler lazım, nelere dikkat edilmeli onları sıralayım.
Dişi ile erkeği, gerçekten profesyonel üretim yapmayı düşünmüyorsanız bir araya koymayın. Aynı odaya bile koymayın. Yapmayın.
Enigmaları çoğaltmayın. Yapmayın. Yazıktır.  

23 Aralık 2016 Cuma

Gece gökyüzü

 Nedense bir huzursuz oldum, odasına gittim. İnanırdım böyle şeylere, birisi sizi düşündü mü hissedersiniz, biri sizi andı mı kulağınız çınlar, ağladığınızda başkalarının da acısını hissedebilirsiniz...
Saçlarına baktığımda gözlerinden dökülen yaşların saçlarına takıldığını gördüm; gökyüzündeki yıldızlar gibi...

15 Mart 2016 Salı

13 Mart 2016 Pazar

Sarah Vaughan

Sarah Vaughan... Kilise müziği eğitiminden geçmiş, 17 yaşında üne kavuşan bir sanatçıydı. Vaughan gerçekten gelmiş geçmiş en iyi kontraltolardan biriydi. Sigara nedeniyle amfizem gelişmişi bu sebeple yaşlandıkça göğüs kafesi genişlemiş ve sesi koyulaşmıştı. Yine de her zaman güçlü, geniş perdeli ve kontrollü sesiyle çok kıymetli bir sanatçıydı. 

İmprovizyonist denemeleri Winehouse'a da ilham olmuştu. The Shadow of Your Smile https://youtu.be/Qcr99JAPuU8 sesinin güzelliğini anlayabilmemiz için iyi bir örnek. Defalarca dinlediğim ve ezberlediğim bir başka şarkı... Gerçekten Summertime'ı en güzel onun söylediğine inanıyorum. https://www.youtube.com/watch?v=jVNiubIXHf4 My funny Valentine da öyle...https://youtu.be/Q8VRwEVZw04

9 Şubat 2016 Salı

HNPP

Hereditary neuropathy with liability to pressure palsies (HNPP) is  a genetic disease consistent with autosomal inheritance. PMP 22 gene mutation is the fundamental mechanism; consistent with frameshift mutation.  PMP 22 gene’s product is a peripheral myelin protein responsible of peripheral nerves’ endurance and resistance.  Charchot Marie Tooth Disease Type 1A (CMT1A ) and CMT1E also  share same gene deletion mechanism  located in  17p 11.2  choromosome.  

8 Şubat 2016 Pazartesi

Wernicke Encephalopathy


Thiamine is a water soluable - thermolabile vitamine which is vital to sustain osmotic gradients of cell membranes and also involved in glucose metabolism and neurotransmitter synthesis. Wernicke encephalopathy (WE) is an acute neurologic disorder caused by lack of dietary intake or excessive need of thiamine. Bariatric surgery, pregnancy, haematologic malignencies, dextrose infusion, parenteral nutrition are some notable reasons among alcoholism.  In WE, the blood-brain barrier becomes defective in the periventricular regions, in which there is a high rate of thiamine-related glucose and oxidative metabolism. Mamillary bodies, the medial portions of the thalamus and hypotalamus, the periaquaductal region of the mid brain and certain structres in the floor of the forth ventricle; tectal plate and dorsal medulla are main regions affected by disese manifestation. The classical clinical triad is consisting of ocular signs, altered consciousness and ataxia.

Wernicke encephalopathy is a  serious neuropshyciatrical condition needs urgent recognation and treatment and otherwise can be fatal or cause disability.   Many case reviews suggest non alcoholic  WE imaginings differ from alcoholic WE. In alcoholic population, periaquaductal gray matter region  and mamillar body are more prone  to be effected and  forms the classical WE imagining presentation.  In non alcoholic  population, atypical involvemets such as cerebellum, periventricular white matter, cerebral cortex  are  more widespreadly  distinguished.
Genetic  predisposition, increased permeability  and vulnerability of cells due to alcohol, bots of thiamin deficiency and duration of insufficiency are speculated explanations for different imagining properities. Early sytotoxical oedema can be shown by diffusion weighted images and  FLAIR images. Haemosyderin depositions in mamillary bodies can be shown in T1 weighted images. Necrosis and petechial haemorrhages can be shown in T2 weighted images.

15 Ocak 2016 Cuma

Mononoke Hime

Hayao Miyazaki'nin, yönetmenliğini ve senaristliğini yaptığı eseridir. 1997 yılında tamamlanan ve gösterime girmiştir. Müziğini de Joe Hisaishi yapmıştır. Bu film üstüne söylenecek çok şey vardır, lakin benim donanımımı aşar. Artık dilimin döndüğünce birşeyler söylemek istiyorum; kesinlikle bir aşk hikayesi değïldir.
Kabilesinin kalan tek prensi olarak Ashitaka’nın “ oklarını uçurmaya başladığı günden beridir kaderine hazır ” olması ve giderek azalan kabilesini geri dönmemek üzere terk etmesi...
Nefretle açılan gözlerle gerçeği görmesi...
Eboshi Gozen'ın fahişeleri ve lepralıları toplayarak onlara sosyal statü kazandırması...
Eboshi, kadınlara imparatordan gelen bildiriyi gösterdiğinde, kadınların içtenlikle “ İmparator ? Tanımıyoruz ” diye yanıtlamaları...
Okkoto'nun Nago'dan utanması ve yine de yüreğinde alevlerin kabarmasına mani olamaması...
Ashitaka henüz eti çiğneyemeyecek kadar güçsüzken San'ın çiğneyip vermesi...
Moro'nun dişi olması ama sesinin erkek olması (Bleach'te Yoruichi de kedi iken sesi erkekti... bir mantığı olmalı...)
Shishigami'nin Ashitaka'nın yarasını iyileştirmesi, ancak lanetin devam etmesine izin vermesi...
Yakkuru'nun kalplerimizi fetheden "keşke benim de olsa" dedirten güzel gözlü binek oluşu...
Miyazaki yarattığı efsaneyle batılı seyircinin de hayranlğını kazanmayı başarmıştı.

14 Ocak 2016 Perşembe

Amadeus 2

Ortaokulda klasik müzikten nefret ederdim. Kulağımı verip dinlemeye dayanamazdım. Lisede hardcore ve metalci kesildim, tabii seçici olmak kaydıyla. Hatırlarsınız, 2000lerin başlarında henüz CD dinlerdik. MP3 yeni çıkmıştı, MP3 çalar ele geçmezdi, amerikan pazarından walkman almıştım. Sağda solda CD satan gençler olurdu. Haa, şimdi hatırladım bol bol da film satarlardı. Bol porno da... Bir Gıllo Ali almadım ya, hala kahrolurum, nasıl almadım diye.

12 Ocak 2016 Salı

Yezidiler 2 Göbeklitepe

Göbeklitepe'de ortaya çıkarılan tapınak yerleşkesi, insanların yerleşik hayata geçişi ile ilgili görüşü değiştiriyor. Önceki görüş, avcı toplayıcı insanın bereketli hilalde tarımı keşfettiği ve böylece sulak yerlerde toplu yerleşim alanları kurduğu şeklindeydi. Göbeklitepe'deki bulgular ise, din nedeniyle yerleşik hayatın başladığını düşündürüyor.

Göbeklitepe'de en altta oldukça geniş, girişi gün doğumuna bakan en aşağı 10 ton ağırlığında onlarca sütunun dikildiği bir tapınak var. Bu yapının geçmişi 12000 yıl öncesine gidiyor. Bu sütunların son derece düzgün yüzeyli oluşu ve üstlerinde kimisi aslan, kimisi örümcek, kimisi akrep, kimisi turna, kimisi boğa şeklindeki yine onlarca kabartma oluşu da şaşkınlık verici. Belli ki kabartmalar tasarlanmış, kabartmaların hizasına dek sütunların yüzeyleri düzgünleştirilmiş ve kabartmalara son şekli verilmiş.
Tapınağın ortasında bulunan iki T şekilli sütun ise üstlerindeki kol ve eli temsil eden kabartmalara göre "insan"ı sembolize ediyor. Aslında tüm bu bulgular oldukça sistemli ve manevi anlamda gelişmiş bir düşünce öğretisine işaret ediyor.

Ayrıca, tapınağın etrafında herhangi bir yerleşke yok. Etraftan oldukça rahat şekilde görülebilecek bir yükselti üzerinde. "Tapınak" etrafında yine 12000 yıl öncesine giden buğday başağı ve av hayvanı iskeleti kalıntıları var. Belli ki "hacılar" bu alana geliyor, ritüellerini gerçekleştiriyor bu sırada bu çok sayıdaki "hacı"yı doyuracak yiyecek temin ediliyordu. Bu demek oluyor ki, insanlar bir "inanç"a hizmet etmeye gönüllü olmuşlar. Bir "inanç" için imar etmeye gönüllü olmuşlar (belki de zorlanmışlar) Bundan 12000 yıl önce, ne olmuş da onlarca belki de yüzlerce Homo sapiens bir araya gelip tapınaklar inşa etmişler, uzaklardan hacılar gelip ritüellere iştirak etmişler? Neden dünyanın başka bir yerinde değil de Göbeklitepe'de böyle bir yapılanmaya gidilmiş?

Yezidiler, "Eden Bahçesi"nin bugünkü kuzey Irak olduğunu belirtiyorlar. Hatta daha spesifikleştirmek gerekirse Göbeklitepe olduğunu söylüyorlar. ( Garden of Eden, Adem ve Havva'nın içinde yaşamalarına izin verilen cennet bahçesi) Yezidiler, inançlarının dünya üzerindeki en eski inanç olduğunu ancak çeşitli sebeplerle Kuzey Irak'ta çeşitli yerlere sürüldüklerini hatta 72 defa kıyımdan geçirildiklerini belirtiyorlar. Nitekim, özünde Yezidi inancında pagan öğelere rastlamak mümkün. Asıl yaratıcı olan Azda ve yedi melek, güneş ve etrafındaki gökkuşağı olarak tasvir ediliyor. Gökuşağı, hem Melek Tavus'un üstündeki renklerdir, hem de her bir renk bir meleği işaret eder.

Daha da ilginci, Yezidilerin Melek Tavus'unu her arayışımda karşıma Hindular'ın tanrıları çıkıyor. göbeklitepe ile ilgili belgeselleri izlediğinizde mutlaka Hindu din bilim adamlarının da söz aldığı ve bu inancın muhtemelen hindu inancına da kaynaklık ettiğini söylerler. Neden olmasın?

Yezidilerin inancı ve kökeni ile ilgili söyleyecek daha çok şey var, şimdilik burda tamamlıyorum. Tekrar bildireyim, herhangi bir kişi veya gruba hakaret etmem veya onları hedef göstermem söz konusu olmadığı gibi grup veya inançların sözcülüğünü veya misyonerliğini de yapmam söz konusu değildir. Yezidilerle ilgili daha fazla bilgi için yeziditruth.org

11 Ocak 2016 Pazartesi

Yezidiler 1

Ne kürt ne de yezidiyim. İnsanım. Şu an korkunç bir zulümden geçen yezidilerin kim olduklarını, neye inandıklarını, neden hedef olduklarını öğrenmeye karar verdim. Karşıma bol bol bilgi kirliliği, bağnazlık ve gruplaşma çıktı. Toplum içinde eşitsizlik, toplumlar arası eşitsizlik çıktı. Bir de R kompleksi.

İlkeli ABD'nin Irak'a "demokrasi" getirme süreci, doğu ve güneydoğuda PKK nedeniyle zaten on yıllardır alışkın olduğumuz terör algımıza pek bir yenilik getirmedi. (ironi yapıyorum) Zaten tacizmiş, tecavüzmüş şirin Anadolu'nun dört bir yanında öteden beridir süregiden bir şey. (maalesef ironi yapmıyorum) Tüm baskı ve sansüre rağmen yılda 3-4 rezalet çıkar günışığına. IŞİDin "şeytana tapıyorlar" diye yezidilere uyguladığı zulüm de aslında alışkın olduğumuz bir şey, değil mi. Değil kardeşim. Desensitize olmadık. Her seferinde vicdanımız sızlıyor, insanlık adına öfke ve utançla ayağa kalkıyoruz. 

Maalesef, terörü içselleştirdik. Her an nefesi ensemizde. Her an elimiz yüreğimizde. Her geçen gün sokaklar daha da tekinsizleşiyor. Büyük hayal kırıklığı yaşıyoruz. Geleceğimize dair ümidimiz azalıyor. Artık duygularımız taşıyor. Tepkimizi her seferinde ortaya koyuyoruz. İnsanların inançları nedeniyle zarar görmesi kabul edilemez. Yezidiler kimmiş diye biraz merak ettim ve şunları buldum:

Ezdi (Azda ), kendi nurundan Azazel (Ezazil)i ve diğer yüce altı meleği yarattı. Onlara, sadece kendisine tapmalarını emretti. Evreni yarattı. Ayak işleri için dört cin yaratıldı. Sonra, Ezazil'e dünyayı ve insanı yaratmasını emretti. Dünyadan alınan toza kendi nefesinden üfledi. Beden canlandı. Meleklere, bu insana secde etmelerini emretti. Ezazil, karşı geldi. Sufiler, şeytanın neden itaat etmediği sorulduğunda sessiz kalırlarmış. Öyle ya, Allah dilemiş olsaydı, mutlaka şeytan itaat ederdi. "Allah, şeytana seçim hakkı tanıdı ve sınadı" derlermiş, kimi zaman .

Ezdi, Ezazil'e neden secde etmediğini sordu. "Sadece sana secde etme sözü verdim ve bu sözü unutmadım" diye cevap verince, Ezdi, onu kutladı ve Melek Tavus derecesine yükseltti. Tüm melekler içinde en üstün kıldı.

Cennet bahçesindeki Adem ve Havva, ideal insan hakkında bir tartışmaya girdi. (Yezidilere göre cennet bahçesi dünyadaydı, bugünkü Göbeklitepe olabilir) Onlara, tüm düşünce ve ruhlarını birer küpe koymaları emredildi. Bir süre sonra küpler açıldı. Adem'in küpünde Şahid bin Car isimli güzel bir genç çıktı. Havva'nınkinden ise sürüngenler ve böcekler...

Adem, Şahid bin Car'ı çok sevdi. Adem ve Havva'nın 72 çift kız ve oğlu oldu. Zamanla, anne ve çocuklar, Şahid bin Car'ı kıskandılar. Aralarında, onu öldürmeye karar verdiler. Sabaha karşı anneleri bir parola söyleyecek ve hepsi birden Şahid bin Car'a saldıracaktı. Melek Tavus, cinlere emretti, anne ve çocukların ağızlarına üflediler. Sabaha karşı anne uyandı ve seslendi; ancak hepsi şaşkınlık içinde kaldı. Her biri farklı bir dil konuşuyor ve birbirlerini anlamıyorlardı. Böylece Melek Tavus, Şahid bin Car'ı kurtarmış olur. Yezidiler, Şahid bin Car'dan geldiklerine inanırlar. Diğer insanlar ise bu 72 çift çocuğun soyudur. Kaynaktan kaynağa farklılıklar var.

Kimisi, yezidilerin asurlulara dayandığını söyler. Zerdüştlükteki birtakım kavramların hala onlarda yaşadığına dikkat çeker. Kimisi, bu iddianın asılsız olduğunu, o dönemlerde veya sonrasında Yezidi veya "Ezidi" diye bir kavram olmadığını, zerdüştlüğün "kaybettikleri değerleri" gibi yezidilere son zamanlarda sunulduğunu iddia eder. Kimi, Şeyh Adi'nin aslında sünni kurallara bağlı bir sufi olduğunu, Yezid bin Muafiye'yi benimsediğini, ancak yezidilerin zamanla bunu aşırılaştırarak Yezid'i kutsallaştırdıklarını hatta sünni kürtlere hüseyni diyerek Hüseyin-Yezid çatışmasına gönderme yaptıklarını bildirir. Oldukça karışık, değil mi? Sonuç itibariyle, tüm diğer halklar gibi yezidilerin de kendilerince bir inanç sistemi ve gururları var. Başka bir halk veya toplumun yezidileri inançları sebebiyle "katli vacib" görmesi kabul edilemez.

Devamı için: https://depress-e-sapientiae.blogspot.com/2016/01/yezidiler-2-gobeklitepe.html

10 Ocak 2016 Pazar

Amadeus

1984 yapımı bu harika filmi izlemek büyük bir zevk olmuştur benim için. Defalarca da izlemişimdir. The Martian 8.5 imdb alırken bu film nasıl 8.3'te kalır anlayamıyorum. (edit: yazıyı ilk yazdığımda daha yeni gösterime girmişti)(Neyseki Martian 8.1’e gerilemiş.) Amadeus’un müzik ve film kalitesi, kostüm ve ortam tasarımı sanki günümüzde çekilmiş; ve sanki gerçekmişçesine başarılı.

Gerçeklik monitörizasyonunda paracingulat gyrus

Halusine olan insanlarla normal insanlar arasında bir fark var mı? Acaba bu fark anatomik düzeyde belli bir bölgeyle ilgili olabilir mi? Her iki sorunun cevabı, evet. Kurallar tamamen oturmamış, kimisi hipotez düzeyde olsa da tutarlı sonuçlara ulaşılmakta. Parasingulat sulcus, in utero şeklini en son alan yapı (36. haftada). Bu yapının "reality monitoring" fonksiyonu olduğu önceki birtakım çalışmalarda öne sürülmüş. Bu sulcal yapının uzunluğu ile taktil/olfaktör/işitsel fark etmeksizin halüsinasyonlar arasında ters ilişki olduğu gösterilmiş. Azalan sulkal katlanma alanlarında, gri cevher volümünün daha fazla olduğu bilinen bir ilişki. Yani söz konusu gri cevher ne kadar immatür ise, diğer beyin bölgeleri ne kadar az ise o denli hacimli oluyor. 

Parasingulat sulcus uzunluğunun azalması halinde medial prefrontal kortekste gri cevher volümünde artma görülüyor; bu da medial prefrontal korteks ile proksimal ve distal beyin bölgeleri arasında azalan bağlantı miktarı anlamına geliyor. Öne çıkan morfogenez teorileri, gestasyonun 26. haftasında başlayan sulcal katlanmanın, hem değişik beyin bölgelerini bağlayan aksonlar boyunca değişen mekanik gerginlikten hem de kortikal yüzeyde değişen teğet genişlemelerden kaynaklandığını ileri sürüyor. Değişen parasingulat sulcus morfolojisi, duysal bilgiyi işleyen çeşitli kortikal bölgelerin bağlantısında bozulma ve gerçek deneyim ile hayal edilenleri ayırd etme gibi diğer kognitif fonksiyonları da destekleyen medial prefrontal korteks bağlantılarını bozarak halüsinasyonlara yol açıyor olabilir.

Bu hipotez test edilmeli (ne mümkün ?)yine de şizofrenide fronto-temporal bağlantının anterior cingulat modülasyonunun bozulduğunu destekleyen kanıtlar var. Çalışmanın metodolojisi de gayet güvenilir görünüyor. Hasta ve kontrol grubu total volümetri, genel gyrification indeksi, IQ yaş ve benzeri parametreler açısından eşleştirilmiş. Hasta grubu, işitsel halüsinasyon, diğer halüsinasyonlar, non-halüsineler; sağlıklı grubu da non halüsine ve halüsine olarak gruplandırılmış. http://www.nature.com/ncomms/2015/151117/ncomms9956/full/ncomms9956.html

Nörodejeneratif hastalıklar ve Cyclophilin B

Alzheimer Hastalığı'nın heterojen etyolojili bir hastalık grubu olduğu, artık klinik bir sendrom olarak tanımlanması gerektiği düşünülüyor.  

PCGamer

(Once upon a time there was a gameaholic...) Ben nerde yanlış yaptım? Düşünüyorum da ortaokulda o kadar çok bilgisayar oyunu oynardım ki beynim süngerleşmişti. Muhtemelen miyop oluşumu ve dikkat dağınıklığımı bu tutkumla açıklayabilirim.

14 Kasım 2015 Cumartesi

Kanser hücrelerini kendilerine saldıran Natural Killerlara çevirmek

The Scripps Research Institute (TSRI) bilim adamları, çalışmaları sırasında Akut Myeloblastik Lösemi 
hücrelerini, Naural Killer'a dönüştüren ve aynı klondan gelen malign hücreleri apoptoza götürmelerini sağlayan bir reseptör agonisti (reseptör aktive edici antikor) buldular. Bu buluş, başta lösemi olmak üzere çeşitli kanserlerin tedavisi hakkında umut veriyor.

Asıl amaçları, birtakım belli kemik iliği ve faktör yetersizliğinden muzdarip hastalar için kemik iliği hücrelerini aktive edecek ve spesifik kan hücresi alt gruplarına çevirebilecek çeşitli antikor kütüphanelerini taramaktı. Çalışmaları sırasında, hedeflerine ulaşmışlar, ayrıca kimi antikorların kemik iliği hücrelerini, nöron gibi oldukça değişik hücrelere dönüştürdüğünü görmüşler. Bunun üzerine AML gibi lösemi hücrelerini non-kanserojen hücrelere dönüştürüp dönüştüremeyeceklerini araştırmaya çalışmışlar.

Akut myeloid lösemi hücrelerinin büyük bir kısmı trombopoietin (TPO) reseptörü eksprese ederler ve efektif antikorun kemik iliği reseptörleri üzerinde oldukça potent ve seçici aktive edici özelliği var. Bu antikorun sağlıklı immatür kemik iliği hücreleri üzerinde onları megakaryositlere dönüştürücü etkisi var. Ne var ki bu antikor, akut myeloid lösemi hücrelerine uygulandığında, lösemi hücrelerinin immmünitede destekleyici rol oynayan denritik hücrelere dönüştükleri görülmüş. Çalışmalarını devam ettirdiklerinde, bilim adamları söz konusu antikorlarla muamele edilmeye devam eden bu dendritik hücrelerin Natural Killerlara oldukça benzeyen hücrelere dönüştüklerini görmüşler. AML hücrelerinin %80'inin bu şekilde diferansiasyon gösterdikleri izlenmiş. Oldukça uzun tedrilleri olan bu Natural Killerların oldukça fazla miktarda perforin, INF-γ ve gyranzime B ürettikleri ve AML hücrelerine saldırarak onları apoptoza götürdükleri görülmüş. Ortalama miktardaki bu NK benzeri hücrelerin 24 saat içinde AML hücrelerinin %15ini öldürdükleri kaydedilmiş. Kemik iliği hücrelerinin bu antikorlara cevaben NK üretmedikleri de dikkatten kaçmamış.

Bilim adamları, aynı klondan gelen bu hücre gruplarının etkileşimini "kardeş katli ( fratricide )" olarak isimlendiriyorlar. Bu spesifik cevabın sebebi henüz aydınlatılamamış olsa da şimdiki kemoterapötiklerden çok daha etkin spesifik ve yan etki profili daha iyi tedavilerin geliştirilebileceği umuyor. En kısa zamanda toksisite çalışmaları tamamlanarak insanlar üzerinde deneylere başlanması planlanıyor.


12 Kasım 2015 Perşembe

Blue is The Warmest Color

Aslında Fransız sanatçı Julie Maroh'un eseri olan "Adele'in Hayatı""Le bleu est une couleur chaude" isimli çizgi romandan uyarlanan bir film. Defalarca tekrar tekrar izlediğim, ilk izlediğimde salya sümük ağladığım, içimi sızlatan bir filmdi. Baş karakterlerin bitmek bilmeyen uzun sevişme sahnelerinde, yönetmenin kendilerinden ne istediği anlamadıkları ve kendilerini porno yıldızı gibi hissettikleri film. Bir daha Kechiche ile çalışmayız demişler.

Fare beyninin ayrıntılı nöronal devreleri


Duke Üniversitesinden bilim adamları yıllardır fareler üzerinde yürüttükleri milyonlarca deneylerin sonuçlarını yayınladılar. Yukarıdaki "Connecton" olarak anlandırılan grafik, bu çalışmaların sonucu. Çeşitli 148 anatomik beyin bölgesi arasındaki bağlantılar son derece ayrıntılı bir diffüzyon MR traktografi ile incelenmiş, hesaplanmış. Bu bağlantıların 10 tabanında logaritması alınmış ve oluşturulan renk anahtarına göre bu bağlantıların yoğunluğu gözler önüne serilmiş. Yatay düzlemde traktografi başlangıçları ve dikey düzlemde hedefler gösterilmiş olup bölgeler gelişimsel kökenlerine göre ayrıca renklendirilmiş.

İnsan hastalıklarının taklit etmek üzere genetik olarak modifiye edilmiş bu fareler üzerinde, klinik olarak kullanılan konvansiyonel MR'dan uzaysal çözünürlüğü 100.000 kat daha fazla olan diffüzyon MR kullanılarak önceki bilgilere göre 1000 kat daha kesin aksonal trakt bilgileri elde edilmiş. Connecton olarak adlandırılan bu nöronal devre grafisi, araştırmacılar tarafından fare nöronal devreleri ileilgilinen tümbilim insanlarının erişebileceği bir portal halinegetirilmekte. Connecton, bu devrelerin bozulması ile ortaya çıkan şizofreni ve depresyon gibi psikiyatrik hastalıkların ve diğer zihin hastalıklarının anlaşılmasında bilim insanlarına uzun süre rehberlik edecektir.

11 Kasım 2015 Çarşamba

Alzheimer Hastalığının heterojen bir hastalık grubu olduğu ve fAD'de Cyclophilin B etkisi ortaya koyulmuş.

Alzheimer Hastalığı'nın heterojen etyolojili bir hastalık grubu olduğu ve etkenlerin netleştirilerek alt grupların belirlenmesi gerektiği, buna göre tedavilerin geliştirilmesi gerektiği düşünülüyor. Familial Alzheimer Hastalığı'nda hastalık 5.-6. dekatta ortaya çıkarken sporadik vakaların 7. dekattan sonra ortaya çıkması da düşündürücü. Söz konusu patolojinin amiloid proteinlerinin yanlış katlanması olduğu biliniyor; ancak, bu konuda daha engin bilgiye ihtiyacımız var.

Gençlerde bu hatalı proteinlerin bulunmamasının etkin temizleme işlevleri sayesinde olduğu düşünülüyor. Nitekim, santral sinir sisteminde venöz yapılar etrafında daha çok amiloid birikimi olduğu biliniyor. Ayrıca santral sinir sisteminin derin servikal lenf nodlarına drenajı da gösterildiğinden beridir, hatalı proteinlerin etkin bir şekilde ortadan kaldırılmasında lenfatik drenajın ehemmiyeti anlaşılıyor.

Bu noktada, Hebrew Üniversitesi'nden uluslararası bir grup, prion hastalıkkları ve familial Alzheimer Hastalığı gibi birbirinden ayrı iki hastalığın aynı mekanizmayla gelişip gelişmediği araştırmışlar. Yaptıkları araştırmalar sonucu, "Cyclophilin B" isimli bir proteinle ilgili önemli bulgulara ulaşmışlar. Bu protein, presenilin 1 ve diğer birtakım proteinlerin düzgün üç boyutlu uzaysal yapılarını almasını ve fonksiyone olmasını sağlatan ER-dirençli bir şaperondur. Cyclophilin B proteinin mutasyonunda, presenilin 1 düzgün katlanamıyor, ER'de agrege oluyor, γ‐secretase aktivitesi azalıyor, mitokondrial dağılım ve fonksiyon bozuluyor ve Alzheimer Hastalığı ortaya çıkıyor. Bu açıdan Cyclophilin B knockout farelerin beyinlerinde işlenmiş, aktif presenilin 1 miktarının azaldığı gösterilmiş. Azalan cyclophilin B aktivitesi, belli fAD vakalarının ve daha farklı nörodejeneratif hastalıkların Bunun dışında başka mutasyonlara bağlı olarak da Alzheimer Hastalığı ortaya çıkabiliyor ki, bu birden çok mekanizmanın sorumlu olduğunu ve Alzheimer Hastalığının aslında klasifiye edilmesi gereken bir hastalıklar grubu olduğunu gösteriyor. Bu mekanizmaların net bir şekilde ortaya konması, başta ER şaperonlarının anti-nörodejeneratif tedavilerde kullanılması gibi etkin tedavilerin de önünü açacaktır.


Depresyonda mikrogliaların rolü

Hebrew Üniversitesinden bir grup, depresyonda mikrogliaların disfonksiyonunun temel mekanizma olabileceğini düşünüyorlar. İnsanlardaki postmortem patoloji incelemelerinde, sözkonusu hastalarda mikrogliaların dismorfik olduğu gösterilmiş. Teorik ve klinik izlenimlere göre, mikrogliaların çeşitli nörodejeneratif hastalıklarda ( MS, Parkinson's gibi) ve uzun süreli psikolojik stres gibi durumlarda sinapslarının ve diğer hücreler üzerindeki denetleyici işlevlerinin bozulduğu düşünülüyor.

Antidepresan tedavilerin, tüm hastalarda istenilen derecede efektif olmadığı vurgulanırken bu yeni yaklaşımın doğrulanması halinde depresyonun anlaşılmasında ve tedavi edilmesinde anlamlı yol katedileceği umuluyor.

Kronik beklenmeyen strese(CUS) maruz bırakılan farelerde başka beyin bölgelerinde olmamakla birlikte  hipokampal mikrogliaların ilk 2-3 gün aktivasyon gösterdiği izlenmiş. Takip eden 5 haftada hipokampal mikrogliaların apoptoza gittiği, sayılarının azaldığı, aktivasyon markerlarında ekspresyonun azaldığı, dismorfizm gösterdikleri ve rodentlerde depresyon benzeri davranışlar geliştiği görülmüş.

Başlangıçtaki stress ile indüklenen mikroglial aktivasyonun minosiklin ile inhibisyonu veya transgenik interlökün-1 reseptör antagonist overekspresyonunun mikroglial apoptozu, süprese nörogenezi ve CUS indüklü depresyonu azalttığı görülmüş. Benzer olarak, imipramin başlangıçtaki ve kronik stres indüklü depresif  davranışı azaltmış.

CUSa maruz kalan farelerde, hipokampal mikroglial aktivasyonu sağlayan endotoksin, M-CSF ve GM-CSF kısmen veya tamamen depresif benzeri davranışları geri döndürmüş ve hipokampal nörogenezi arttırmış. Kronik sterese maruz kalan bu farelerde imipramin veya minosiklinin hemen hemen hiç antidepresan etki göstermediği saptanmış. Bu bulgular, mikrogliaların fonksiyonlarındaki bozuklukların kronik stres indüklü depresyonda rol oynadığına ve mikroglia stimülanlarının hızlı etkili antidepresan olarak bazı depresif durumlarda kullanılabileceğine dair kanıt oluşturuyor

Sağlıklı bireylerde prefrontal korteks, mood ile ilgili olarak amigdala ve ventral tegmental alandan gelip Nucleus Accumbens'e projekte olan dopaminerjik nöron devrelerini kontrol eder.(1,2)  Depresif hastalarda hiperaktif olan nöral devreler M1 mikroglial polarizasyonu sağlar (3) ki bu da prefrontal korteksle ilişki içindeki nöral devrelerin disfonksiyonuna(4) ve Raphe nükleusundan prefrontal kortekse projekte olan 5-HT nöronlarının hipoaktivasyonuna(5) neden olur. Prefrontal korteksin disfonksiyonu, VTA'dan NAc'e projekte olan dopaminerjik nöronların aktivitesiniazaltabilir(6). Prefrontal korteks ve NAc'in hipoaktivasyonu sırasıyla depresif mood ve ilgi/keyif kaybı ile ilişkilidir. M2 mikroglia, sinir ağları ve 5-HT biyosentezinin homeostazını sağlayıp prefrontal konteks ve NAc'in fonksiyonunun toparlanmasını sağlar.

Pharmaceuticals 07 01028 g003 1024


Işığın algılanmasının anlaşılmasında yeni gelişmeler

Hücresel ve moleküler seviyede ışığı algılanmasıyla ilgili yeni keşifler yapıldı. Yaklaşık 25 sene önce TPR kanalları keşfedilmişti. Bunlar, hayvanlarda ışığın, yiyeceklerdeki kimyasalların, mekanik kuvvetin ve sıcaklıktaki değişikliklerin algılamasında önemli rol oynayan kanallardı. Ne var ki, nasıl işledikleri henüz bilinmiyordu.

9 Kasım 2015 Pazartesi

Stroke için gen terapisi

Alzheimer's, Parkinson's ve stroke tedavisinde G-CSF kullanımı bir dönem heyecan verici girişimlere sebep olmuş; ancak stroke geçiren insanlarda olumlu sonuç elde edilememişti.

Harvard ve Florida Atlantis Üniversitelerinin National Institute of Biomedical Imaging and Bioengineering (NIBIB) tarafından desteklenen bilim adamları, iskemik stroke geçiren fare modellerinde  G-CSF gen terapisini denediler ve anlamlı sonuçlar elde ettiler.

Daha önce stroke geçiren insanlara G-CSF gen terapisi denenmiş; ancak efektif gen uyarımı ya da efektif hedef ulaşımı sağlanamadığı için olumlu sonuçlar elde edilememişti.

Şimdi ise bu ortak grup, farelere göz damlası şeklinde Adenovirus aşılamış, Bu G-CSF genini hedef alan bu DNA parçası kontrast maddeyle işaretlenmiş ve gen terapisi alan farelerde MRI ile de hedef dokuya ulaşım gösterilmiş. Kontrol grubunda ise aynı kontrast maddeyle işaretli ancak başka bir geni hedef alan farelerde bu kortikal korunma ve hedefe ulaşım olmadığı gösterilmiş.

Adenovirus efektif ve güvenli bir şekilde beyin hücrelerini enfekte ediyor. Gen terapisi almayan farelerde striatal korteks deneysel iskemi öncesi 15cm2 iken hasar sonrası 5cm2'nin de altına düşüyor. Gen terapisi alan farelerde ise striatal korteks, 13cm2 kalarak anlamlı bir korunmaya işaret ediyor. Farelerin nörolojik kondisyonlarında belirgin bir korunma ve daha az ölüm oranı ortaya konmuş.

Bu sonuçlarla heyecanlanan bilim adamları, iskemi geçiren hastalara ilk müdahalede göz damlası şeklinde non-invaziv ve etkin tedavinin önünün açılabileceğinin altını çiziyorlar. MRI ile aktifleşen dokuların ortaya koyulabilmesi, daha az beyin atrofisi gösterilmesi de bir başka avantajı. Ayrıca, aynı gen transferi yöntemi ile başka hastalıkların da tedavisi açısından bu bulgular ümit verici.

6 Kasım 2015 Cuma

Oona Kivela ve Pole


Ve tabii ki de en sevdiğim insanlardan biri Oona Kivela!
Evrimle ilgili bir kitapta okumuştum. Acaba hangisiydi? Her ne kadar kaplanlar ve ayılar çok güçlü, filler uzun ömürlü olsa da sadece insan, kilometrelerce yüzüp bisiklet sürüp sonra da kilometrelerce koşabilir. Gerçekten, insan vücudunun yapabildikleri hayal gücümüzle sınırlı. İşte bu noktada, çeşitli sporculara hayranım. Ve tabii ki de en sevdiğim insanlardan biri Oona Kivela !
O benim bir numaralı atletim. Bir numaralı sporcum. Bence pole art tarihinde gelmiş geçmiş en iyi sporcu. Olga Trifinova gibi şimdiden dünya klasmanında birinci olan 13 yaşında bir sporcu ve ve BendyKate gibi yeni parlayan harika sporcular olsa da Oona Kivela biriciktir, en iyidir. 1983 doğumlu olan Kivela, 9 yaşından itibaren profesyonel olarak jimnastik çalışmış. 25 yaşında New York'ta pole ile tanışmış ve bu daldaki inanılmaz potansiyeli görerek pole çalışmaya başlamış.

Kivela bu alana girdiğinde, Felix Cane takip ettiğim en iyi pole sanatçısıydı. Henüz bu pratik, pole dance olarak geçiyordu."Direk dansı" ile ilgili bazı olumsuz dogmaları nezdinizde düzeltmek isterim. En az 800 yıllık geçmişi olan bu pratik, ilk Hindistan'da erkek akrobatlar tarafından kullanılmaya başlamış. Şimdiki direklerden daha kalın ahşap direkler üzerinde bir grup erkek gösteriler düzenlermiş. Hatta, Mallakhamba; direk jimnastiği olarak çevrilebilecek bu pratik, 2013'te Hindistan'ın Madhya Pradesh eyaletinde yerel spor olarak kabul edilmiş. Zamanla Çin'de uygulanan bu spor 1800'lü yıllarda sirklere taşınmış, bu pratik 1900'lü yıllarda barlara taşınarak gece klübü ve strip tease kültürünün bir parçası olmuş. 2000'li yıllarda çeşitli sporcular tarafından potansiyeli anlaşılan bu pratik için uluslararası yarışmalar düzenlenmiş ve insanların gözündeki haksız kötü itibarı düzeltilmeye çalışılmış. 

Birkaç yıl öncesine dek pole dance olarak geçen bu pratik artık pole art olarak uluslar arası düzeyde itibarı olan bir spor dalı ve hatta performans sanatı olarak kabul görmekte. Filmlerde strep tease kültürünün parçası olarak gördüğüm bu pratik beni çok heyecanlandırmıştı. Son derece estetik kadın vücudu ile birleşince görsellik şahane. Tabii, bundan fazlası var. Ritmik jimnastik ve buz pateni olimpiyatlarını hayranlıkla izleyen biri olarak "direk dansı"nı ilk gördüğümde içindeki potansiyeli de fark ettim. Bu yüzden pole dance yarışmalarını duyunca, "işte bu" diye sevindim. Balerin Felix Cane, balenin kısıtlarından sıkılıp pole dance'e girince tabii ki ilk yarışmada dünya birinciliği kaçınılmaz oldu. Hala strip tease kültürünün etkileri yoğun olduğu için inanılmaz yüksek topuk, ufak soyunma gösterileri ve thong'lar mevcuttu. Ancak, kondisyon ve güç gerektiren bu spora erkeklerin el atmaması düşünülemez. Kadın performistlerle çok daha estetik görünse de erkek gücü ile yapılabilenler büyüleyici. Zaten kısa bir süre sonra çeşitli yaş gruplarındaki hem kadın hem erkek sporcular için olimpiyatlar düzenlenmeye başlandı.


Bu noktada ise Dmitry Politov'u yıllardır takip ediyorum ve sanki bir arkadaşım gibi sürekli yeni performanslarını izliyorum.Kendisinin de dediği gibi, koreografilerinde en önemli şey "akış" ( flow ). Oona tüm kareografilerini kendisi hazırlıyor ve artistik açıdan her kareografisi ayrı bir şaheser bence.

Oona'nın harika karakterini bu ropörtajda daha iyi görebiliriz:

Bu da Oona'nın bence en iyi performansıdır:

Oona'nın videolarını paylaştığı youtube sayfası:

5 Kasım 2015 Perşembe

Nöronal doku tamirinde MUSE hücreleri ümit veriyor

Kök hücreler ile çeşitli hastalıkların tedavisi uzun zamandır gündemde olan bir konu. Ne var ki mezenşimal kök hücrelerin tümoröjenik potansiyelleri her zaman büyük bir engel olarak ortaya çıkmıştır. Embriyoloji kutsal bir branş olsa gerek. ektodermal dokuların birbirine dönüşebilmesi bilgisine embriyolojiye borçluyuz ki; sinir dokusu, cilt göz ve saç için de durum bu.

MUSE ( multilineage differentiating stress enduring ) hücreleri, cilt biyopsilerinden toplanabiliyor. İntravenöz yolla verildiğinde spontan olarak hasarlı sensöri motor kortekse yerleşip servikal korda neuritler uzatıp olumlu SEP sinyalleri kaydını ve ekstremite hareketlerindeiyileşmeyi sağlıyor.

Bu hücreler, yağ dokusunda kemik iliğinde  ve ciltte bulunuyor. Ciltte fibroblastlardan elde ediliyor. En önemli özellikleri, herhangi bir indüksiyona ihtiyaç duymamaları, nontümörojenik olmaları, ciltbiopsilerinden çok da invaziv olmayan bir yöntemle elde edilebilmeleri ve iv yoldan verildiğinde hedeflerine spontan olarak erişmeleri. İnsanlarda da bulunan bu hücreler stroke tedavisinde umut verici bir rol oynayacak.


orijinal makaleler için:


2 Kasım 2015 Pazartesi

Amy

Amy, sevgili Winehouse ile ilgili bir biyografiydi. Babası ortaya çıkan filmden hiç memnun kalmamıştı. Ortalama puanlar da pek bir memnuniyet bildirmiyordu
Evet,bu tatlı bir "hoşçakal Amy şarkısı" değildi. Acı gerçekleri gösteriyordu. Ne oldu da 27 yaşında bir kadın göz göre göre öldü?

Winehouse, sahnede yuhalandı. Şarkı söylemek bir yana ayakta duramıyordu. Adını yazınca burnunun kenarında kokain olduğunu anladığımız beyaz toza dikkat çekilen fotolar çıkıyordu. Tabii ya Winehouse'u şöhret öldürdü ki? Tüm bu ilgiyle ve şöhret olmanın getirdiği hızlı yaşamla baş edecek iç güçleri yoktu.
Yoksa sevgili tombalak babası her fırsatta kızının yanındaydı. İkiyüzlü kocası başta olmak üzere menajeri, korumaları ve onca insana rağmen bir akşamüstü evinde ölü bulundu. Koruması onu en son kontrol ettiğinde youtube'da kendi videolarını izliyordu.
Ne olmuştu da bir kadın ölümüne sıskalaşmıştı? Ölümüne alkol almıştı?

Maria Estes Laudes'in kitabı kurtlarla koşan kadınlar'ı okuyanlar bilirler.Şarkı söyleyen kadının iyileştirici gücü vardır. Şarkılar, eskilerin yaşadığı zorlukları unutmamak ve umut ettikçe kurtuluşu bulmak için yol gösterir. Şarkılar eskinin bilgeliğini taşır. Kimi zaman ise geçmişin, şimdinin, geleceğin acısını dillendirir. Ne olursa olsun, şarkı söyleyen kadın iyileştirmek için, yaraları onarmak, zehirleri akıtmak için şarkı söyler. Kötülükten korumak için, büyüler kurmak için söyler.
Şarkının iyileştirici etkisi vardır.

İyi sanatçıların yüreklerini en samimi şekilde ifade edenler olduğunu düşünürüz. Bunun başka açılımları da var aslında.Winehouse'un şarkıları hep özel hayatıyla ilgiliydi. Neden şiirlerini; kendi hayatını şarkı yapmıştı ki?
İyileşmek için...

Film boyunca bunu gördüm; hayatta kalmaya çalışan bir cadıydı o.Tüm o ses oyunları ruhundaki yaraları akıtmak içindi. Amy'ı anlamak için şamanları düşünün. Doğaya yakarırlar, her ruhu teker teker tanıyıp kutsayıp yardımını dilerler. Amy da bu çaba içindeydi. Kalbini kıranları anıyor, ileniyor, gözyaşlarının kendi kendine kuruduğunu söylüyordu. Evet, acıyla yüzleşiyordu.
Şarkı söylemeye devam edebilseydi,sadece kendini değil etrafındaki insanları da iyileştirecek kadar toparlanabilecekti. Ne yazık ki Winehouse, kendini hayvani damata kaptırdı.

Amy'i kendisini tüketmesi için teşvik ettik. İstemediği halde şarkılarının tekrar tekrar söylettik. Yatağından alıp özel uçakla ayağımıza getirttik. Bu sondu. Sondan bir öncesinde Rehab'in ödülleri silip süpürdüğünü duyduğunda sevinmemişti. Sona giden yola geri dönmemek üzere girdiğini anlamıştı. Amy küçük bir jazz şarkıcısı olarak düşe kalka yaşamaya devam etmeliydi. Maalesef olmadı.

16 Ekim 2015 Cuma

Downloads

IMPORTANT: All links belong to my google drive account and all of them are clean. Files are a little big so Google Drive can not scan or open them properly.
I do not own the copyrights.
All material is just for science and fellowship.
Not for commercial use.
Please inform any problem and broken link. Enjoy :)

7 Ekim 2015 Çarşamba

Stange Fruit

Stange Fruit

Southern trees bear a strange fruit,
Blood on the leaves and blood at the root,
Black bodies swinging in the southern breeze,
Strange fruit hanging from the poplar trees.

Pastoral scene of the gallant south,
The bulging eyes and the twisted mouth,
Scent of magnolias, sweet and fresh,
Then the sudden smell of burning flesh.

Here is fruit for the crows to pluck,
For the rain to gather, for the wind to suck,
For the sun to rot, for the trees to drop,
Here is a strange and bitter crop

 Wikipedia:
 The Guardian:

19. yüzyılın sonlarında özellikle Güney Amerika'da siyahiler topluca linç ediliyorlardı. Hatta Klu Klux Klan gibi topluca siyahi avına çıkan korkunç gruplar vardı. Yandaki fotoğrafta Thomas Shipp Abram Smith'in linç edilmesi görülmekte. Yahudi ve sol görüşlü bir öğretmen olan Abel Meeropol, bu resimden etkilenerek kalemine sarılmış ve bu şiiri yazmıştır.  Meerepol, eşi ve şarkıcı Laura Duncan'ın yardımıyla bu şiiri şarkı haline getirmiş ve Madison Square Garden'da seslendirmiştir. Billie Holiday'ın menajeri bu şarkıyı duymuş ve Billie Holiday'e okumasını teklif etmiştir. Başlarda Holiday bu şarkıyı okumaktan ürkmüş; ancak her performansının sonunda seslendirmeye devam etmiştir.

Negro'yu çok severim, çok lezzetli bir bisküvi. Hemen her ay boğazımdan birkaç paket iki üç dakika içinde geçerek midemle buluşur. Negro ne demekti? Annem "Kökler" dizisinin takipçisiymiş, "negro" "zenci" demekmiş, diye banaa çıklamıştı. Lisede "nigger" kelimesiyle tanıştım. Ne demekti? Kara köpek. Çok zoruma gitti. Bir daha "zenci" kelimesini asla kullanmamaya karar verdim. Hala "zenci" kelimesini duyduğumda rahatsız olurum.

Ne kadar aç gözlüyüz? Kızılderililere çiçek mikrobunun bulaştğı battaniyeler verildi. Bizonları topluca katledildi. Onlarla savaşıldı, öldürüldüler. Dünyanın yarısı siyahi değil mi? Nasıl insan insanı bu denli sömürebilir? Onu köle eder?

Amy Winehouse

 Amy Winehouse güçlü bir kontraltoydu. Şimdi, kendisinin de en sevdiği şarkısı olan "Love is a Loosing Game"i dinlerken duygulanıyorum. "Unholy War"da gözlerim yaşarııyor. Kimileri Winehouse'un sesinin yapay olduğunu iddia ediyor. Buna inanmıyorum, oldukça kalın bir konuşma sesi vardı. Sesi ender rastlanır bir sesti.

28 Eylül 2015 Pazartesi

Fetomaternal mikrokimerizm ve V(D)J rekombinasyonu

Fetomaternal mikrokimerizm, plasentadan trofoblastik hücrelerin maternal dolaşıma katılmasıyla gerçekleşen bir fenomen. Fetomaternal mikrokimerizm insanlar da dahil olmak üzere vertebral memelilerde gösterilmiştir. Hatta aynı kişide parsiyel kimerizm veya kardeşler arasında kimerizm olabileceği fakülte sıralarından hatırladığımız bir bilgi. Fetüsten anneye geçen bu hücreler cilt, tiroid, meme ve beyin dokusuna göç ediyor. Fetüs için gebelik sırasında ve postpartum üç yıla dek uzayan sürelerde maternal birtakım metabolik süreçleri etkilediği düşünülüyor. Kimisi tiroid dokusunda kalıp termoregülasyonu etkilerken kimisi meme dokusunda süt salgısına etki ediyor. Hatta annenin hipotalamusuna göç edip nöron dokusuna dönüşüyor!

Doku hasarında, rejenerasyonda da rol alabilecekleri düşünülüyor. Karaciğer ve böbrek dokusunda da varlıkları gösterilmiş. Hatta birgün maternal kan örneklerinden bu hücreleri seçerek prenatal tanıya gidilebileceği umuluyor. Tabii, henüz pratikte oldukça zor. Yine de harika değil mi?

Ayrıca sonsuz çeşitlilikte antikor üretmemizi sağlayan B ve T hücre reseptör genlerindeki V(J)D rekombinasyonunu da hatırlatmak isterim. Üç genom ( bunların evrim basamağında bir traspozon olduğu düşünülüyor ) DNA klevajı ile spesifik bölgelerden kesilip sirküler DNA şeklinde tekrar birleştiriliyor. Üç genom hem kendi içlerinde hem de kendi aralarında tekrar bir araya getirildiğinde 10x14 x 10x14 x 10x18 çeşitlilikte antijen yapısının tanınmasını sağlıyor. Böylece, adaptif immünite bir kere karşılaştığı antijen yapısını tanıdığı gibi ilerde karşılaşabileceği alternatif antijenlere de hazırlıklı oluyor.



V(D)J rekombinasyonundan sorumlu olan genlerde hata olduğunda B ve T hücreleri tamamen yok olabiliyor veya bu genlerin bir miktar işlevsel olduğu durumlarda da anormal işlevli T hücreleri çeşitli sistemleri infiltre ediyor. Her iki durumda da ağır yaygın kombine immün yetmezlik gelişiyor.

Bu bilginin bir diğer önemi şu; çift sarmal DNA kesilerek bu işlem yapıldığı için kimi zaman genom tekrar bir araya getirilemiyor, kromozom anomalileri ve buna bağlı B ve T hücre lenfomaları gelişiyor.

Orijinal makaleler için,
Edit: Aslında birbirlerinden bağımsız olan buu konuları daha geniş tartışmak üzere...

25 Eylül 2015 Cuma

Yağ dokusunun sempatik innervasyonu

Leptinin yağ dokusundan sentezlenen ve yağ dokusu miktarıyla doğru orantılı olarak yağ homeostazisini sağlayan bir peptid olduğunu biliyoruz. Santral leptin rezistansının ve leptin üretim defektinin obezitede önemli yeri olduğunu da biliyoruz. Sempatik aktivitenin artışının sonuçlarından birinin lipoliz olduğunu da biliyoruz. Bu yeni çalışma, bu fenomeni in vivo olarak göstermekle kalmamış, ayrıca yağ hücrelerine uzanan ve onları adeta kapsül gibi saran sempatetik aksonları da ortaya koymuştur.

( yan resimdeki dombalak bayanı gözüm bir yerden ısırıyor ama...)

Optogenetics, yapay olarak hücreleri ışığa duyarlı hale getiren genleri eklemek ve hücrelerin ışıkla uyarılmasını sağlamakla ilgilenen bilim dalıdır. Bakteri veya alg genomlarından elde edilen genler, viral vektörlerle hedef hücrelere taşınıyor. Bu genlerin transkripsiyonu sonucu oluşan opsin proteinleri ışığa duyarlılığı sağlıyor.

Optogenetik ile fare sempatik nöronları mavi ışığa hassas hale getirilmiş. Bu nöronların ateşlenmeleriyle büyük miktarlarda yağ yıkımı ortaya koyulmuş. Sempatik nöronlardan salınan nörepinefrinin bu cevaba aracılık yaptığı biliniyor. Leptinin bu sempatik yolakla işlevsellik kazandığı üzerinde duruluyor. Tedavilerin bu yol üzerinden geliştirilebileceği vurgulanıyor.

Orijinal makaleler için;



Optogenetics için;
Edit: bu bilgiler hipertiroidideki kilo kaybına da açıklık getiriyor; hücrelerin katekolaminlere duyarlılığı artıyor... Now, it makes sense

CJD dışında da prionlar olduğu gösterildi

PSP ve MSA hastalarının beyinlerinden elde edilen homojenatlar, önce hücre kültürlerinde ve sonra transgenik farelerde denenmiş. Kontrol grubu olarak normal insan beyin homojenatı ve on dört Parkinson hastasının beyin homojenatı kullanılmış. MSA'da en az üç değişik prion çeşidi olduğu ve PSP'nin de tıpkı CJD'de olduğu gibi prion bulaşı geçiş paterni gösterdiği saptanmış.
Parkinson hastalığında ve MSA'da dopaminin paketlenmesinde görev alan synuclein'in patolojik olduğu ve hasta nöronlarda birikmek suretiyle nöron dejenerasyonuna neden olduğu biliniyordu. Bireyde bu patolojik synuclein'lerin prion gibi bir yayılma paterni gösterdiği düşünülüyordu; ancak insanlarda bu bulaş henüz gösterilememişti. Bu iki çalışma ile Parkinson hastalığının aksine MSA ve PSP'nin CJD'de olduğu gibi "prion bulaşı potansiyeline sahip olduğu, çeşitli varyant synuclein'lerin söz konusu olduğu ve sağlık görevlilerinin bulaş açısından dikkatli olmaları gerektiği" vurgulanmakta. (Temmuz 2015)

Edit: AAN yayını Neurology Today'de enfeksiyon hastalıkları uzmanlarına göre hücreden hücreye bulaş gösterilmiş olsa da bu geçiş henüz insanlarda gösterilmemiştir. Transgenic farelerde bulaş gösterilse de vahşi tip ( doğal ) farelerde bulaşa rağmen hastalık gelişmediği gözlenmiş. Ayrıca "prion" terimi ile kastedilen partikülün kendi başına enfeksiyöz olduğu ve organizmalar arasında yayılabildiği vurgulanmakta. Henüz B amiolid, synuclein ve tau proteinleri prion olarak kabul görmemekte. (Aralık 2015)
Orijinal makaleler için;


Santral sinir sisteminin lenfatik drenajı kanıtlandı

Santral sinir sisteminde lenfatik drenaj olmaması, klasik bir textbook bilgisiydi; taa ki iki faklı ekip tarafından farelerde BOS'un lenfatik damarlarla derin servikal lenf nodlarına drenajı gösterilene kadar.
Bilim adamları uzun zamandır santral sinir sisteminde T lenfosit trafiğini incelemekte ve T hücrelerinin santral sinir sistemine nereden giriyor olabileceğini araştırmaktaydı. Postkapiller venüllerin bağışıklık hücreleri için giriş bölgesi olduğu ve MS hastalarında bu bölgelerde lenf nodu benzeri T hücre yığınları gösterildiği biliniyordu; ancak patolojik durumlar dışında santral sinir sisteminde bağışıklık hücresi bulunmayacağına inanılıyordu.
Yaklaşık 6 yıl önce, interstisiel sıvının ve BOS'un, nazal kribriformdan derin servikal lenf nodlarına drene olduğu bildirilmiş, bu sisteme glymphatic system denmişti. Bu sistemin özellikle uyku sırasında arteriel pulsasyonlar sayesinde işlediği, interstisiel sıvının ve BOS'un beyin arterlerinden ve kapillerlerinden süzüldüğü, bu işlemde glial hücrelerin aquaporinlerinin sorumlu olduğu saptanmıştı.

2014'te farelerde yapılan çalışmalarda, yeni patolojik örnekleme tetkikleri ve dikkatli incelemelerle dural venöz sinuslarda vücudun diğer bölgelerindeki lenf nodları ile aynı yüzey antijenlerine sahip lenf damarları olduğu gösterildi. Farelerde boyalı preparatlar, Evans mavisi enjeksiyonu ve üç boyutlu rekonstrüktif yapılandırma ile gösterilen bu lenfatik ağ insanlarda da kanıtlandı.
Bu sistemlerin hatalı proteinlerin santral sinir sisteminden uzaklaştırılmasında önemli rol oynadığı düşünülüyor. Alzheimer hastalarında hatalı B amiloidlerin pial ve subpial yüzeylerde birikmesi de bu sistemlerin disfonksiyonunu akla getiriyor.

Parkinson hastalığında koku duyusunun, hastalığın karakteristik özellikleri henüz gelişmeden bozulması da nazal kribriform drenajının bozulmasıyla yakından ilişkili görünüyor. Nöroimmünoloji alanındaki bu gelişmelerin, dejeneratif ve otoimmün hastalıkları anlamamızda ve tedavi etmemizde büyük faydası olacağı umuluyor.



Orijinal makaleler için;





Bu makale 1992'de yayınlanmış olmasıyla ön plana çıkıyor;



Edit: Bu konu öyle çok hoşuma gidiyor ki, sık sık bakınıp birşeyler daha ekleme ihtiyacı duyuyorum.