15 Ocak 2016 Cuma

Mononoke Hime

Hayao Miyazaki'nin, yönetmenliğini ve senaristliğini yaptığı eseridir. 1997 yılında tamamlanan ve gösterime girmiştir. Müziğini de Joe Hisaishi yapmıştır. Bu film üstüne söylenecek çok şey vardır, lakin benim donanımımı aşar. Artık dilimin döndüğünce birşeyler söylemek istiyorum; kesinlikle bir aşk hikayesi değïldir.
Kabilesinin kalan tek prensi olarak Ashitaka’nın “ oklarını uçurmaya başladığı günden beridir kaderine hazır ” olması ve giderek azalan kabilesini geri dönmemek üzere terk etmesi...
Nefretle açılan gözlerle gerçeği görmesi...
Eboshi Gozen'ın fahişeleri ve lepralıları toplayarak onlara sosyal statü kazandırması...
Eboshi, kadınlara imparatordan gelen bildiriyi gösterdiğinde, kadınların içtenlikle “ İmparator ? Tanımıyoruz ” diye yanıtlamaları...
Okkoto'nun Nago'dan utanması ve yine de yüreğinde alevlerin kabarmasına mani olamaması...
Ashitaka henüz eti çiğneyemeyecek kadar güçsüzken San'ın çiğneyip vermesi...
Moro'nun dişi olması ama sesinin erkek olması (Bleach'te Yoruichi de kedi iken sesi erkekti... bir mantığı olmalı...)
Shishigami'nin Ashitaka'nın yarasını iyileştirmesi, ancak lanetin devam etmesine izin vermesi...
Yakkuru'nun kalplerimizi fetheden "keşke benim de olsa" dedirten güzel gözlü binek oluşu...
Miyazaki yarattığı efsaneyle batılı seyircinin de hayranlğını kazanmayı başarmıştı.

14 Ocak 2016 Perşembe

Amadeus 2

Ortaokulda klasik müzikten nefret ederdim. Kulağımı verip dinlemeye dayanamazdım. Lisede hardcore ve metalci kesildim, tabii seçici olmak kaydıyla. Hatırlarsınız, 2000lerin başlarında henüz CD dinlerdik. MP3 yeni çıkmıştı, MP3 çalar ele geçmezdi, amerikan pazarından walkman almıştım. Sağda solda CD satan gençler olurdu. Haa, şimdi hatırladım bol bol da film satarlardı. Bol porno da... Bir Gıllo Ali almadım ya, hala kahrolurum, nasıl almadım diye.

12 Ocak 2016 Salı

Yezidiler 2 Göbeklitepe

Göbeklitepe'de ortaya çıkarılan tapınak yerleşkesi, insanların yerleşik hayata geçişi ile ilgili görüşü değiştiriyor. Önceki görüş, avcı toplayıcı insanın bereketli hilalde tarımı keşfettiği ve böylece sulak yerlerde toplu yerleşim alanları kurduğu şeklindeydi. Göbeklitepe'deki bulgular ise, din nedeniyle yerleşik hayatın başladığını düşündürüyor.

Göbeklitepe'de en altta oldukça geniş, girişi gün doğumuna bakan en aşağı 10 ton ağırlığında onlarca sütunun dikildiği bir tapınak var. Bu yapının geçmişi 12000 yıl öncesine gidiyor. Bu sütunların son derece düzgün yüzeyli oluşu ve üstlerinde kimisi aslan, kimisi örümcek, kimisi akrep, kimisi turna, kimisi boğa şeklindeki yine onlarca kabartma oluşu da şaşkınlık verici. Belli ki kabartmalar tasarlanmış, kabartmaların hizasına dek sütunların yüzeyleri düzgünleştirilmiş ve kabartmalara son şekli verilmiş.
Tapınağın ortasında bulunan iki T şekilli sütun ise üstlerindeki kol ve eli temsil eden kabartmalara göre "insan"ı sembolize ediyor. Aslında tüm bu bulgular oldukça sistemli ve manevi anlamda gelişmiş bir düşünce öğretisine işaret ediyor.

Ayrıca, tapınağın etrafında herhangi bir yerleşke yok. Etraftan oldukça rahat şekilde görülebilecek bir yükselti üzerinde. "Tapınak" etrafında yine 12000 yıl öncesine giden buğday başağı ve av hayvanı iskeleti kalıntıları var. Belli ki "hacılar" bu alana geliyor, ritüellerini gerçekleştiriyor bu sırada bu çok sayıdaki "hacı"yı doyuracak yiyecek temin ediliyordu. Bu demek oluyor ki, insanlar bir "inanç"a hizmet etmeye gönüllü olmuşlar. Bir "inanç" için imar etmeye gönüllü olmuşlar (belki de zorlanmışlar) Bundan 12000 yıl önce, ne olmuş da onlarca belki de yüzlerce Homo sapiens bir araya gelip tapınaklar inşa etmişler, uzaklardan hacılar gelip ritüellere iştirak etmişler? Neden dünyanın başka bir yerinde değil de Göbeklitepe'de böyle bir yapılanmaya gidilmiş?

Yezidiler, "Eden Bahçesi"nin bugünkü kuzey Irak olduğunu belirtiyorlar. Hatta daha spesifikleştirmek gerekirse Göbeklitepe olduğunu söylüyorlar. ( Garden of Eden, Adem ve Havva'nın içinde yaşamalarına izin verilen cennet bahçesi) Yezidiler, inançlarının dünya üzerindeki en eski inanç olduğunu ancak çeşitli sebeplerle Kuzey Irak'ta çeşitli yerlere sürüldüklerini hatta 72 defa kıyımdan geçirildiklerini belirtiyorlar. Nitekim, özünde Yezidi inancında pagan öğelere rastlamak mümkün. Asıl yaratıcı olan Azda ve yedi melek, güneş ve etrafındaki gökkuşağı olarak tasvir ediliyor. Gökuşağı, hem Melek Tavus'un üstündeki renklerdir, hem de her bir renk bir meleği işaret eder.

Daha da ilginci, Yezidilerin Melek Tavus'unu her arayışımda karşıma Hindular'ın tanrıları çıkıyor. göbeklitepe ile ilgili belgeselleri izlediğinizde mutlaka Hindu din bilim adamlarının da söz aldığı ve bu inancın muhtemelen hindu inancına da kaynaklık ettiğini söylerler. Neden olmasın?

Yezidilerin inancı ve kökeni ile ilgili söyleyecek daha çok şey var, şimdilik burda tamamlıyorum. Tekrar bildireyim, herhangi bir kişi veya gruba hakaret etmem veya onları hedef göstermem söz konusu olmadığı gibi grup veya inançların sözcülüğünü veya misyonerliğini de yapmam söz konusu değildir. Yezidilerle ilgili daha fazla bilgi için yeziditruth.org

11 Ocak 2016 Pazartesi

Yezidiler 1

Ne kürt ne de yezidiyim. İnsanım. Şu an korkunç bir zulümden geçen yezidilerin kim olduklarını, neye inandıklarını, neden hedef olduklarını öğrenmeye karar verdim. Karşıma bol bol bilgi kirliliği, bağnazlık ve gruplaşma çıktı. Toplum içinde eşitsizlik, toplumlar arası eşitsizlik çıktı. Bir de R kompleksi.

İlkeli ABD'nin Irak'a "demokrasi" getirme süreci, doğu ve güneydoğuda PKK nedeniyle zaten on yıllardır alışkın olduğumuz terör algımıza pek bir yenilik getirmedi. (ironi yapıyorum) Zaten tacizmiş, tecavüzmüş şirin Anadolu'nun dört bir yanında öteden beridir süregiden bir şey. (maalesef ironi yapmıyorum) Tüm baskı ve sansüre rağmen yılda 3-4 rezalet çıkar günışığına. IŞİDin "şeytana tapıyorlar" diye yezidilere uyguladığı zulüm de aslında alışkın olduğumuz bir şey, değil mi. Değil kardeşim. Desensitize olmadık. Her seferinde vicdanımız sızlıyor, insanlık adına öfke ve utançla ayağa kalkıyoruz. 

Maalesef, terörü içselleştirdik. Her an nefesi ensemizde. Her an elimiz yüreğimizde. Her geçen gün sokaklar daha da tekinsizleşiyor. Büyük hayal kırıklığı yaşıyoruz. Geleceğimize dair ümidimiz azalıyor. Artık duygularımız taşıyor. Tepkimizi her seferinde ortaya koyuyoruz. İnsanların inançları nedeniyle zarar görmesi kabul edilemez. Yezidiler kimmiş diye biraz merak ettim ve şunları buldum:

Ezdi (Azda ), kendi nurundan Azazel (Ezazil)i ve diğer yüce altı meleği yarattı. Onlara, sadece kendisine tapmalarını emretti. Evreni yarattı. Ayak işleri için dört cin yaratıldı. Sonra, Ezazil'e dünyayı ve insanı yaratmasını emretti. Dünyadan alınan toza kendi nefesinden üfledi. Beden canlandı. Meleklere, bu insana secde etmelerini emretti. Ezazil, karşı geldi. Sufiler, şeytanın neden itaat etmediği sorulduğunda sessiz kalırlarmış. Öyle ya, Allah dilemiş olsaydı, mutlaka şeytan itaat ederdi. "Allah, şeytana seçim hakkı tanıdı ve sınadı" derlermiş, kimi zaman .

Ezdi, Ezazil'e neden secde etmediğini sordu. "Sadece sana secde etme sözü verdim ve bu sözü unutmadım" diye cevap verince, Ezdi, onu kutladı ve Melek Tavus derecesine yükseltti. Tüm melekler içinde en üstün kıldı.

Cennet bahçesindeki Adem ve Havva, ideal insan hakkında bir tartışmaya girdi. (Yezidilere göre cennet bahçesi dünyadaydı, bugünkü Göbeklitepe olabilir) Onlara, tüm düşünce ve ruhlarını birer küpe koymaları emredildi. Bir süre sonra küpler açıldı. Adem'in küpünde Şahid bin Car isimli güzel bir genç çıktı. Havva'nınkinden ise sürüngenler ve böcekler...

Adem, Şahid bin Car'ı çok sevdi. Adem ve Havva'nın 72 çift kız ve oğlu oldu. Zamanla, anne ve çocuklar, Şahid bin Car'ı kıskandılar. Aralarında, onu öldürmeye karar verdiler. Sabaha karşı anneleri bir parola söyleyecek ve hepsi birden Şahid bin Car'a saldıracaktı. Melek Tavus, cinlere emretti, anne ve çocukların ağızlarına üflediler. Sabaha karşı anne uyandı ve seslendi; ancak hepsi şaşkınlık içinde kaldı. Her biri farklı bir dil konuşuyor ve birbirlerini anlamıyorlardı. Böylece Melek Tavus, Şahid bin Car'ı kurtarmış olur. Yezidiler, Şahid bin Car'dan geldiklerine inanırlar. Diğer insanlar ise bu 72 çift çocuğun soyudur. Kaynaktan kaynağa farklılıklar var.

Kimisi, yezidilerin asurlulara dayandığını söyler. Zerdüştlükteki birtakım kavramların hala onlarda yaşadığına dikkat çeker. Kimisi, bu iddianın asılsız olduğunu, o dönemlerde veya sonrasında Yezidi veya "Ezidi" diye bir kavram olmadığını, zerdüştlüğün "kaybettikleri değerleri" gibi yezidilere son zamanlarda sunulduğunu iddia eder. Kimi, Şeyh Adi'nin aslında sünni kurallara bağlı bir sufi olduğunu, Yezid bin Muafiye'yi benimsediğini, ancak yezidilerin zamanla bunu aşırılaştırarak Yezid'i kutsallaştırdıklarını hatta sünni kürtlere hüseyni diyerek Hüseyin-Yezid çatışmasına gönderme yaptıklarını bildirir. Oldukça karışık, değil mi? Sonuç itibariyle, tüm diğer halklar gibi yezidilerin de kendilerince bir inanç sistemi ve gururları var. Başka bir halk veya toplumun yezidileri inançları sebebiyle "katli vacib" görmesi kabul edilemez.

Devamı için: https://depress-e-sapientiae.blogspot.com/2016/01/yezidiler-2-gobeklitepe.html

10 Ocak 2016 Pazar

Amadeus

1984 yapımı bu harika filmi izlemek büyük bir zevk olmuştur benim için. Defalarca da izlemişimdir. The Martian 8.5 imdb alırken bu film nasıl 8.3'te kalır anlayamıyorum. (edit: yazıyı ilk yazdığımda daha yeni gösterime girmişti)(Neyseki Martian 8.1’e gerilemiş.) Amadeus’un müzik ve film kalitesi, kostüm ve ortam tasarımı sanki günümüzde çekilmiş; ve sanki gerçekmişçesine başarılı.

Gerçeklik monitörizasyonunda paracingulat gyrus

Halusine olan insanlarla normal insanlar arasında bir fark var mı? Acaba bu fark anatomik düzeyde belli bir bölgeyle ilgili olabilir mi? Her iki sorunun cevabı, evet. Kurallar tamamen oturmamış, kimisi hipotez düzeyde olsa da tutarlı sonuçlara ulaşılmakta. Parasingulat sulcus, in utero şeklini en son alan yapı (36. haftada). Bu yapının "reality monitoring" fonksiyonu olduğu önceki birtakım çalışmalarda öne sürülmüş. Bu sulcal yapının uzunluğu ile taktil/olfaktör/işitsel fark etmeksizin halüsinasyonlar arasında ters ilişki olduğu gösterilmiş. Azalan sulkal katlanma alanlarında, gri cevher volümünün daha fazla olduğu bilinen bir ilişki. Yani söz konusu gri cevher ne kadar immatür ise, diğer beyin bölgeleri ne kadar az ise o denli hacimli oluyor. 

Parasingulat sulcus uzunluğunun azalması halinde medial prefrontal kortekste gri cevher volümünde artma görülüyor; bu da medial prefrontal korteks ile proksimal ve distal beyin bölgeleri arasında azalan bağlantı miktarı anlamına geliyor. Öne çıkan morfogenez teorileri, gestasyonun 26. haftasında başlayan sulcal katlanmanın, hem değişik beyin bölgelerini bağlayan aksonlar boyunca değişen mekanik gerginlikten hem de kortikal yüzeyde değişen teğet genişlemelerden kaynaklandığını ileri sürüyor. Değişen parasingulat sulcus morfolojisi, duysal bilgiyi işleyen çeşitli kortikal bölgelerin bağlantısında bozulma ve gerçek deneyim ile hayal edilenleri ayırd etme gibi diğer kognitif fonksiyonları da destekleyen medial prefrontal korteks bağlantılarını bozarak halüsinasyonlara yol açıyor olabilir.

Bu hipotez test edilmeli (ne mümkün ?)yine de şizofrenide fronto-temporal bağlantının anterior cingulat modülasyonunun bozulduğunu destekleyen kanıtlar var. Çalışmanın metodolojisi de gayet güvenilir görünüyor. Hasta ve kontrol grubu total volümetri, genel gyrification indeksi, IQ yaş ve benzeri parametreler açısından eşleştirilmiş. Hasta grubu, işitsel halüsinasyon, diğer halüsinasyonlar, non-halüsineler; sağlıklı grubu da non halüsine ve halüsine olarak gruplandırılmış. http://www.nature.com/ncomms/2015/151117/ncomms9956/full/ncomms9956.html

Nörodejeneratif hastalıklar ve Cyclophilin B

Alzheimer Hastalığı'nın heterojen etyolojili bir hastalık grubu olduğu, artık klinik bir sendrom olarak tanımlanması gerektiği düşünülüyor.  

PCGamer

(Once upon a time there was a gameaholic...) Ben nerde yanlış yaptım? Düşünüyorum da ortaokulda o kadar çok bilgisayar oyunu oynardım ki beynim süngerleşmişti. Muhtemelen miyop oluşumu ve dikkat dağınıklığımı bu tutkumla açıklayabilirim.