Ortaokulda klasik müzikten nefret ederdim. Kulağımı verip dinlemeye dayanamazdım. Lisede hardcore ve metalci kesildim, tabii seçici olmak kaydıyla. Hatırlarsınız, 2000lerin başlarında henüz CD dinlerdik. MP3 yeni çıkmıştı, MP3 çalar ele geçmezdi, amerikan pazarından walkman almıştım. Sağda solda CD satan gençler olurdu. Haa, şimdi hatırladım bol bol da film satarlardı. Bol porno da... Bir Gıllo Ali almadım ya, hala kahrolurum, nasıl almadım diye.
Bir milyon liraydı ya... ( Evet, lisedeydim ve altı sıfır silinmesinden utanç duymuştum. Sanki altı sıfır silinince paramız kıymetleniyordu. Ne zevzeklik ya... Farkındaysanız, gün geçtikçe hayat daha da pahalılaşıyor Türkiye’de. Hatırlatayım, Russell Crowe’un Gladiator’ü yeni çıkmıştı. Erzurum şivesiyle bi’ Gıllo Ali seslendirilmişti. )
Lisede klasik müzik dinlemeye başladım. Belli başlı batı ve Rus bestekarlarını dinledim. Üniversitede, konservatuvarla bizim morfoloji komşuydu. Babam da tıp fakültesini kazanmamın şerefine keman almıştı. Sağ olsun, Sibel Akbaba son derece mütevazi ve cesaretlendirici bir şekilde CD koleksiyonundan seçilme eserleri benimle paylaştı. Benim de ufkum genişledi. Tanıdıkça bestekarları, her birini ayrı özellikleri ile tanıyıp sevdim.
Mesela Beethoven’ın hayatı büyük bir trajediydi. Giderek sağırlaşıyordu. İnsanların arkasından dedikodu yaptığının farkındaydı. Evlenmek istediği sevgilisinin kendisini aldattığını zannetmiş, giderek aksileşmiş, her şeye rağmen insan sevgisi nedeniyle intihar etmemişti. Büyük bir insan olduğunun farkında olan Beethoven, insanlık için eser vermeye devam etmişti. (Coping with Beethoven, My Immortal Beloved )
Atatürk çok sesli müziğin yurdumuzda kök salmasını çok istemişti. Çok partili sisteme geçilmesini ve demokrasinin yerleşmesini de çok arzu etmişti. Maalesef, bunları göremedi. Anadoluda köklü bir aşık geleneği vardı; ancak, bu müzik tek sesliydi. Halkın demokrasiyi kavraması ve çok sesli müziği benimsemesi de aslında özünde aynı ilkelerle ilişkiliydi. Tamam lafı çok uzattım.
Filmde, Wolfgang’ın bilardo masası başında ayakta bir yandan top yuvarlayıp bir yandan nota yazmasını izleriz. Gerçekten de Mozart’ın üstünde hiç düzeltme görülmeyen tek seferde yazılmış; kusursuz gibi görünen el yazmaları özel tekniklerle yakından incelendiğinde aslında ufak da olsa üzerinde oynamalar yapıldığını ortaya koymuş. Görünen o ki, Mozart şöhretini parlak tutmak için çaba harcamış. Yine de, filmi izlerken son derece neşeli, çocuksu bir Mozart’a sempati duymamak mümkün değil. Mozart'ı dinlerken kendinizi ışıltılar içerisinde hissedersiniz...
0 Comment to "Amadeus 2"
Yorum Gönder