14 Kasım 2015 Cumartesi

Kanser hücrelerini kendilerine saldıran Natural Killerlara çevirmek

The Scripps Research Institute (TSRI) bilim adamları, çalışmaları sırasında Akut Myeloblastik Lösemi 
hücrelerini, Naural Killer'a dönüştüren ve aynı klondan gelen malign hücreleri apoptoza götürmelerini sağlayan bir reseptör agonisti (reseptör aktive edici antikor) buldular. Bu buluş, başta lösemi olmak üzere çeşitli kanserlerin tedavisi hakkında umut veriyor.

Asıl amaçları, birtakım belli kemik iliği ve faktör yetersizliğinden muzdarip hastalar için kemik iliği hücrelerini aktive edecek ve spesifik kan hücresi alt gruplarına çevirebilecek çeşitli antikor kütüphanelerini taramaktı. Çalışmaları sırasında, hedeflerine ulaşmışlar, ayrıca kimi antikorların kemik iliği hücrelerini, nöron gibi oldukça değişik hücrelere dönüştürdüğünü görmüşler. Bunun üzerine AML gibi lösemi hücrelerini non-kanserojen hücrelere dönüştürüp dönüştüremeyeceklerini araştırmaya çalışmışlar.

Akut myeloid lösemi hücrelerinin büyük bir kısmı trombopoietin (TPO) reseptörü eksprese ederler ve efektif antikorun kemik iliği reseptörleri üzerinde oldukça potent ve seçici aktive edici özelliği var. Bu antikorun sağlıklı immatür kemik iliği hücreleri üzerinde onları megakaryositlere dönüştürücü etkisi var. Ne var ki bu antikor, akut myeloid lösemi hücrelerine uygulandığında, lösemi hücrelerinin immmünitede destekleyici rol oynayan denritik hücrelere dönüştükleri görülmüş. Çalışmalarını devam ettirdiklerinde, bilim adamları söz konusu antikorlarla muamele edilmeye devam eden bu dendritik hücrelerin Natural Killerlara oldukça benzeyen hücrelere dönüştüklerini görmüşler. AML hücrelerinin %80'inin bu şekilde diferansiasyon gösterdikleri izlenmiş. Oldukça uzun tedrilleri olan bu Natural Killerların oldukça fazla miktarda perforin, INF-γ ve gyranzime B ürettikleri ve AML hücrelerine saldırarak onları apoptoza götürdükleri görülmüş. Ortalama miktardaki bu NK benzeri hücrelerin 24 saat içinde AML hücrelerinin %15ini öldürdükleri kaydedilmiş. Kemik iliği hücrelerinin bu antikorlara cevaben NK üretmedikleri de dikkatten kaçmamış.

Bilim adamları, aynı klondan gelen bu hücre gruplarının etkileşimini "kardeş katli ( fratricide )" olarak isimlendiriyorlar. Bu spesifik cevabın sebebi henüz aydınlatılamamış olsa da şimdiki kemoterapötiklerden çok daha etkin spesifik ve yan etki profili daha iyi tedavilerin geliştirilebileceği umuyor. En kısa zamanda toksisite çalışmaları tamamlanarak insanlar üzerinde deneylere başlanması planlanıyor.


12 Kasım 2015 Perşembe

Blue is The Warmest Color

Aslında Fransız sanatçı Julie Maroh'un eseri olan "Adele'in Hayatı""Le bleu est une couleur chaude" isimli çizgi romandan uyarlanan bir film. Defalarca tekrar tekrar izlediğim, ilk izlediğimde salya sümük ağladığım, içimi sızlatan bir filmdi. Baş karakterlerin bitmek bilmeyen uzun sevişme sahnelerinde, yönetmenin kendilerinden ne istediği anlamadıkları ve kendilerini porno yıldızı gibi hissettikleri film. Bir daha Kechiche ile çalışmayız demişler.

Fare beyninin ayrıntılı nöronal devreleri


Duke Üniversitesinden bilim adamları yıllardır fareler üzerinde yürüttükleri milyonlarca deneylerin sonuçlarını yayınladılar. Yukarıdaki "Connecton" olarak anlandırılan grafik, bu çalışmaların sonucu. Çeşitli 148 anatomik beyin bölgesi arasındaki bağlantılar son derece ayrıntılı bir diffüzyon MR traktografi ile incelenmiş, hesaplanmış. Bu bağlantıların 10 tabanında logaritması alınmış ve oluşturulan renk anahtarına göre bu bağlantıların yoğunluğu gözler önüne serilmiş. Yatay düzlemde traktografi başlangıçları ve dikey düzlemde hedefler gösterilmiş olup bölgeler gelişimsel kökenlerine göre ayrıca renklendirilmiş.

İnsan hastalıklarının taklit etmek üzere genetik olarak modifiye edilmiş bu fareler üzerinde, klinik olarak kullanılan konvansiyonel MR'dan uzaysal çözünürlüğü 100.000 kat daha fazla olan diffüzyon MR kullanılarak önceki bilgilere göre 1000 kat daha kesin aksonal trakt bilgileri elde edilmiş. Connecton olarak adlandırılan bu nöronal devre grafisi, araştırmacılar tarafından fare nöronal devreleri ileilgilinen tümbilim insanlarının erişebileceği bir portal halinegetirilmekte. Connecton, bu devrelerin bozulması ile ortaya çıkan şizofreni ve depresyon gibi psikiyatrik hastalıkların ve diğer zihin hastalıklarının anlaşılmasında bilim insanlarına uzun süre rehberlik edecektir.

11 Kasım 2015 Çarşamba

Alzheimer Hastalığının heterojen bir hastalık grubu olduğu ve fAD'de Cyclophilin B etkisi ortaya koyulmuş.

Alzheimer Hastalığı'nın heterojen etyolojili bir hastalık grubu olduğu ve etkenlerin netleştirilerek alt grupların belirlenmesi gerektiği, buna göre tedavilerin geliştirilmesi gerektiği düşünülüyor. Familial Alzheimer Hastalığı'nda hastalık 5.-6. dekatta ortaya çıkarken sporadik vakaların 7. dekattan sonra ortaya çıkması da düşündürücü. Söz konusu patolojinin amiloid proteinlerinin yanlış katlanması olduğu biliniyor; ancak, bu konuda daha engin bilgiye ihtiyacımız var.

Gençlerde bu hatalı proteinlerin bulunmamasının etkin temizleme işlevleri sayesinde olduğu düşünülüyor. Nitekim, santral sinir sisteminde venöz yapılar etrafında daha çok amiloid birikimi olduğu biliniyor. Ayrıca santral sinir sisteminin derin servikal lenf nodlarına drenajı da gösterildiğinden beridir, hatalı proteinlerin etkin bir şekilde ortadan kaldırılmasında lenfatik drenajın ehemmiyeti anlaşılıyor.

Bu noktada, Hebrew Üniversitesi'nden uluslararası bir grup, prion hastalıkkları ve familial Alzheimer Hastalığı gibi birbirinden ayrı iki hastalığın aynı mekanizmayla gelişip gelişmediği araştırmışlar. Yaptıkları araştırmalar sonucu, "Cyclophilin B" isimli bir proteinle ilgili önemli bulgulara ulaşmışlar. Bu protein, presenilin 1 ve diğer birtakım proteinlerin düzgün üç boyutlu uzaysal yapılarını almasını ve fonksiyone olmasını sağlatan ER-dirençli bir şaperondur. Cyclophilin B proteinin mutasyonunda, presenilin 1 düzgün katlanamıyor, ER'de agrege oluyor, γ‐secretase aktivitesi azalıyor, mitokondrial dağılım ve fonksiyon bozuluyor ve Alzheimer Hastalığı ortaya çıkıyor. Bu açıdan Cyclophilin B knockout farelerin beyinlerinde işlenmiş, aktif presenilin 1 miktarının azaldığı gösterilmiş. Azalan cyclophilin B aktivitesi, belli fAD vakalarının ve daha farklı nörodejeneratif hastalıkların Bunun dışında başka mutasyonlara bağlı olarak da Alzheimer Hastalığı ortaya çıkabiliyor ki, bu birden çok mekanizmanın sorumlu olduğunu ve Alzheimer Hastalığının aslında klasifiye edilmesi gereken bir hastalıklar grubu olduğunu gösteriyor. Bu mekanizmaların net bir şekilde ortaya konması, başta ER şaperonlarının anti-nörodejeneratif tedavilerde kullanılması gibi etkin tedavilerin de önünü açacaktır.


Depresyonda mikrogliaların rolü

Hebrew Üniversitesinden bir grup, depresyonda mikrogliaların disfonksiyonunun temel mekanizma olabileceğini düşünüyorlar. İnsanlardaki postmortem patoloji incelemelerinde, sözkonusu hastalarda mikrogliaların dismorfik olduğu gösterilmiş. Teorik ve klinik izlenimlere göre, mikrogliaların çeşitli nörodejeneratif hastalıklarda ( MS, Parkinson's gibi) ve uzun süreli psikolojik stres gibi durumlarda sinapslarının ve diğer hücreler üzerindeki denetleyici işlevlerinin bozulduğu düşünülüyor.

Antidepresan tedavilerin, tüm hastalarda istenilen derecede efektif olmadığı vurgulanırken bu yeni yaklaşımın doğrulanması halinde depresyonun anlaşılmasında ve tedavi edilmesinde anlamlı yol katedileceği umuluyor.

Kronik beklenmeyen strese(CUS) maruz bırakılan farelerde başka beyin bölgelerinde olmamakla birlikte  hipokampal mikrogliaların ilk 2-3 gün aktivasyon gösterdiği izlenmiş. Takip eden 5 haftada hipokampal mikrogliaların apoptoza gittiği, sayılarının azaldığı, aktivasyon markerlarında ekspresyonun azaldığı, dismorfizm gösterdikleri ve rodentlerde depresyon benzeri davranışlar geliştiği görülmüş.

Başlangıçtaki stress ile indüklenen mikroglial aktivasyonun minosiklin ile inhibisyonu veya transgenik interlökün-1 reseptör antagonist overekspresyonunun mikroglial apoptozu, süprese nörogenezi ve CUS indüklü depresyonu azalttığı görülmüş. Benzer olarak, imipramin başlangıçtaki ve kronik stres indüklü depresif  davranışı azaltmış.

CUSa maruz kalan farelerde, hipokampal mikroglial aktivasyonu sağlayan endotoksin, M-CSF ve GM-CSF kısmen veya tamamen depresif benzeri davranışları geri döndürmüş ve hipokampal nörogenezi arttırmış. Kronik sterese maruz kalan bu farelerde imipramin veya minosiklinin hemen hemen hiç antidepresan etki göstermediği saptanmış. Bu bulgular, mikrogliaların fonksiyonlarındaki bozuklukların kronik stres indüklü depresyonda rol oynadığına ve mikroglia stimülanlarının hızlı etkili antidepresan olarak bazı depresif durumlarda kullanılabileceğine dair kanıt oluşturuyor

Sağlıklı bireylerde prefrontal korteks, mood ile ilgili olarak amigdala ve ventral tegmental alandan gelip Nucleus Accumbens'e projekte olan dopaminerjik nöron devrelerini kontrol eder.(1,2)  Depresif hastalarda hiperaktif olan nöral devreler M1 mikroglial polarizasyonu sağlar (3) ki bu da prefrontal korteksle ilişki içindeki nöral devrelerin disfonksiyonuna(4) ve Raphe nükleusundan prefrontal kortekse projekte olan 5-HT nöronlarının hipoaktivasyonuna(5) neden olur. Prefrontal korteksin disfonksiyonu, VTA'dan NAc'e projekte olan dopaminerjik nöronların aktivitesiniazaltabilir(6). Prefrontal korteks ve NAc'in hipoaktivasyonu sırasıyla depresif mood ve ilgi/keyif kaybı ile ilişkilidir. M2 mikroglia, sinir ağları ve 5-HT biyosentezinin homeostazını sağlayıp prefrontal konteks ve NAc'in fonksiyonunun toparlanmasını sağlar.

Pharmaceuticals 07 01028 g003 1024


Işığın algılanmasının anlaşılmasında yeni gelişmeler

Hücresel ve moleküler seviyede ışığı algılanmasıyla ilgili yeni keşifler yapıldı. Yaklaşık 25 sene önce TPR kanalları keşfedilmişti. Bunlar, hayvanlarda ışığın, yiyeceklerdeki kimyasalların, mekanik kuvvetin ve sıcaklıktaki değişikliklerin algılamasında önemli rol oynayan kanallardı. Ne var ki, nasıl işledikleri henüz bilinmiyordu.

9 Kasım 2015 Pazartesi

Stroke için gen terapisi

Alzheimer's, Parkinson's ve stroke tedavisinde G-CSF kullanımı bir dönem heyecan verici girişimlere sebep olmuş; ancak stroke geçiren insanlarda olumlu sonuç elde edilememişti.

Harvard ve Florida Atlantis Üniversitelerinin National Institute of Biomedical Imaging and Bioengineering (NIBIB) tarafından desteklenen bilim adamları, iskemik stroke geçiren fare modellerinde  G-CSF gen terapisini denediler ve anlamlı sonuçlar elde ettiler.

Daha önce stroke geçiren insanlara G-CSF gen terapisi denenmiş; ancak efektif gen uyarımı ya da efektif hedef ulaşımı sağlanamadığı için olumlu sonuçlar elde edilememişti.

Şimdi ise bu ortak grup, farelere göz damlası şeklinde Adenovirus aşılamış, Bu G-CSF genini hedef alan bu DNA parçası kontrast maddeyle işaretlenmiş ve gen terapisi alan farelerde MRI ile de hedef dokuya ulaşım gösterilmiş. Kontrol grubunda ise aynı kontrast maddeyle işaretli ancak başka bir geni hedef alan farelerde bu kortikal korunma ve hedefe ulaşım olmadığı gösterilmiş.

Adenovirus efektif ve güvenli bir şekilde beyin hücrelerini enfekte ediyor. Gen terapisi almayan farelerde striatal korteks deneysel iskemi öncesi 15cm2 iken hasar sonrası 5cm2'nin de altına düşüyor. Gen terapisi alan farelerde ise striatal korteks, 13cm2 kalarak anlamlı bir korunmaya işaret ediyor. Farelerin nörolojik kondisyonlarında belirgin bir korunma ve daha az ölüm oranı ortaya konmuş.

Bu sonuçlarla heyecanlanan bilim adamları, iskemi geçiren hastalara ilk müdahalede göz damlası şeklinde non-invaziv ve etkin tedavinin önünün açılabileceğinin altını çiziyorlar. MRI ile aktifleşen dokuların ortaya koyulabilmesi, daha az beyin atrofisi gösterilmesi de bir başka avantajı. Ayrıca, aynı gen transferi yöntemi ile başka hastalıkların da tedavisi açısından bu bulgular ümit verici.

6 Kasım 2015 Cuma

Oona Kivela ve Pole


Ve tabii ki de en sevdiğim insanlardan biri Oona Kivela!
Evrimle ilgili bir kitapta okumuştum. Acaba hangisiydi? Her ne kadar kaplanlar ve ayılar çok güçlü, filler uzun ömürlü olsa da sadece insan, kilometrelerce yüzüp bisiklet sürüp sonra da kilometrelerce koşabilir. Gerçekten, insan vücudunun yapabildikleri hayal gücümüzle sınırlı. İşte bu noktada, çeşitli sporculara hayranım. Ve tabii ki de en sevdiğim insanlardan biri Oona Kivela !
O benim bir numaralı atletim. Bir numaralı sporcum. Bence pole art tarihinde gelmiş geçmiş en iyi sporcu. Olga Trifinova gibi şimdiden dünya klasmanında birinci olan 13 yaşında bir sporcu ve ve BendyKate gibi yeni parlayan harika sporcular olsa da Oona Kivela biriciktir, en iyidir. 1983 doğumlu olan Kivela, 9 yaşından itibaren profesyonel olarak jimnastik çalışmış. 25 yaşında New York'ta pole ile tanışmış ve bu daldaki inanılmaz potansiyeli görerek pole çalışmaya başlamış.

Kivela bu alana girdiğinde, Felix Cane takip ettiğim en iyi pole sanatçısıydı. Henüz bu pratik, pole dance olarak geçiyordu."Direk dansı" ile ilgili bazı olumsuz dogmaları nezdinizde düzeltmek isterim. En az 800 yıllık geçmişi olan bu pratik, ilk Hindistan'da erkek akrobatlar tarafından kullanılmaya başlamış. Şimdiki direklerden daha kalın ahşap direkler üzerinde bir grup erkek gösteriler düzenlermiş. Hatta, Mallakhamba; direk jimnastiği olarak çevrilebilecek bu pratik, 2013'te Hindistan'ın Madhya Pradesh eyaletinde yerel spor olarak kabul edilmiş. Zamanla Çin'de uygulanan bu spor 1800'lü yıllarda sirklere taşınmış, bu pratik 1900'lü yıllarda barlara taşınarak gece klübü ve strip tease kültürünün bir parçası olmuş. 2000'li yıllarda çeşitli sporcular tarafından potansiyeli anlaşılan bu pratik için uluslararası yarışmalar düzenlenmiş ve insanların gözündeki haksız kötü itibarı düzeltilmeye çalışılmış. 

Birkaç yıl öncesine dek pole dance olarak geçen bu pratik artık pole art olarak uluslar arası düzeyde itibarı olan bir spor dalı ve hatta performans sanatı olarak kabul görmekte. Filmlerde strep tease kültürünün parçası olarak gördüğüm bu pratik beni çok heyecanlandırmıştı. Son derece estetik kadın vücudu ile birleşince görsellik şahane. Tabii, bundan fazlası var. Ritmik jimnastik ve buz pateni olimpiyatlarını hayranlıkla izleyen biri olarak "direk dansı"nı ilk gördüğümde içindeki potansiyeli de fark ettim. Bu yüzden pole dance yarışmalarını duyunca, "işte bu" diye sevindim. Balerin Felix Cane, balenin kısıtlarından sıkılıp pole dance'e girince tabii ki ilk yarışmada dünya birinciliği kaçınılmaz oldu. Hala strip tease kültürünün etkileri yoğun olduğu için inanılmaz yüksek topuk, ufak soyunma gösterileri ve thong'lar mevcuttu. Ancak, kondisyon ve güç gerektiren bu spora erkeklerin el atmaması düşünülemez. Kadın performistlerle çok daha estetik görünse de erkek gücü ile yapılabilenler büyüleyici. Zaten kısa bir süre sonra çeşitli yaş gruplarındaki hem kadın hem erkek sporcular için olimpiyatlar düzenlenmeye başlandı.


Bu noktada ise Dmitry Politov'u yıllardır takip ediyorum ve sanki bir arkadaşım gibi sürekli yeni performanslarını izliyorum.Kendisinin de dediği gibi, koreografilerinde en önemli şey "akış" ( flow ). Oona tüm kareografilerini kendisi hazırlıyor ve artistik açıdan her kareografisi ayrı bir şaheser bence.

Oona'nın harika karakterini bu ropörtajda daha iyi görebiliriz:

Bu da Oona'nın bence en iyi performansıdır:

Oona'nın videolarını paylaştığı youtube sayfası:

5 Kasım 2015 Perşembe

Nöronal doku tamirinde MUSE hücreleri ümit veriyor

Kök hücreler ile çeşitli hastalıkların tedavisi uzun zamandır gündemde olan bir konu. Ne var ki mezenşimal kök hücrelerin tümoröjenik potansiyelleri her zaman büyük bir engel olarak ortaya çıkmıştır. Embriyoloji kutsal bir branş olsa gerek. ektodermal dokuların birbirine dönüşebilmesi bilgisine embriyolojiye borçluyuz ki; sinir dokusu, cilt göz ve saç için de durum bu.

MUSE ( multilineage differentiating stress enduring ) hücreleri, cilt biyopsilerinden toplanabiliyor. İntravenöz yolla verildiğinde spontan olarak hasarlı sensöri motor kortekse yerleşip servikal korda neuritler uzatıp olumlu SEP sinyalleri kaydını ve ekstremite hareketlerindeiyileşmeyi sağlıyor.

Bu hücreler, yağ dokusunda kemik iliğinde  ve ciltte bulunuyor. Ciltte fibroblastlardan elde ediliyor. En önemli özellikleri, herhangi bir indüksiyona ihtiyaç duymamaları, nontümörojenik olmaları, ciltbiopsilerinden çok da invaziv olmayan bir yöntemle elde edilebilmeleri ve iv yoldan verildiğinde hedeflerine spontan olarak erişmeleri. İnsanlarda da bulunan bu hücreler stroke tedavisinde umut verici bir rol oynayacak.


orijinal makaleler için:


2 Kasım 2015 Pazartesi

Amy

Amy, sevgili Winehouse ile ilgili bir biyografiydi. Babası ortaya çıkan filmden hiç memnun kalmamıştı. Ortalama puanlar da pek bir memnuniyet bildirmiyordu
Evet,bu tatlı bir "hoşçakal Amy şarkısı" değildi. Acı gerçekleri gösteriyordu. Ne oldu da 27 yaşında bir kadın göz göre göre öldü?

Winehouse, sahnede yuhalandı. Şarkı söylemek bir yana ayakta duramıyordu. Adını yazınca burnunun kenarında kokain olduğunu anladığımız beyaz toza dikkat çekilen fotolar çıkıyordu. Tabii ya Winehouse'u şöhret öldürdü ki? Tüm bu ilgiyle ve şöhret olmanın getirdiği hızlı yaşamla baş edecek iç güçleri yoktu.
Yoksa sevgili tombalak babası her fırsatta kızının yanındaydı. İkiyüzlü kocası başta olmak üzere menajeri, korumaları ve onca insana rağmen bir akşamüstü evinde ölü bulundu. Koruması onu en son kontrol ettiğinde youtube'da kendi videolarını izliyordu.
Ne olmuştu da bir kadın ölümüne sıskalaşmıştı? Ölümüne alkol almıştı?

Maria Estes Laudes'in kitabı kurtlarla koşan kadınlar'ı okuyanlar bilirler.Şarkı söyleyen kadının iyileştirici gücü vardır. Şarkılar, eskilerin yaşadığı zorlukları unutmamak ve umut ettikçe kurtuluşu bulmak için yol gösterir. Şarkılar eskinin bilgeliğini taşır. Kimi zaman ise geçmişin, şimdinin, geleceğin acısını dillendirir. Ne olursa olsun, şarkı söyleyen kadın iyileştirmek için, yaraları onarmak, zehirleri akıtmak için şarkı söyler. Kötülükten korumak için, büyüler kurmak için söyler.
Şarkının iyileştirici etkisi vardır.

İyi sanatçıların yüreklerini en samimi şekilde ifade edenler olduğunu düşünürüz. Bunun başka açılımları da var aslında.Winehouse'un şarkıları hep özel hayatıyla ilgiliydi. Neden şiirlerini; kendi hayatını şarkı yapmıştı ki?
İyileşmek için...

Film boyunca bunu gördüm; hayatta kalmaya çalışan bir cadıydı o.Tüm o ses oyunları ruhundaki yaraları akıtmak içindi. Amy'ı anlamak için şamanları düşünün. Doğaya yakarırlar, her ruhu teker teker tanıyıp kutsayıp yardımını dilerler. Amy da bu çaba içindeydi. Kalbini kıranları anıyor, ileniyor, gözyaşlarının kendi kendine kuruduğunu söylüyordu. Evet, acıyla yüzleşiyordu.
Şarkı söylemeye devam edebilseydi,sadece kendini değil etrafındaki insanları da iyileştirecek kadar toparlanabilecekti. Ne yazık ki Winehouse, kendini hayvani damata kaptırdı.

Amy'i kendisini tüketmesi için teşvik ettik. İstemediği halde şarkılarının tekrar tekrar söylettik. Yatağından alıp özel uçakla ayağımıza getirttik. Bu sondu. Sondan bir öncesinde Rehab'in ödülleri silip süpürdüğünü duyduğunda sevinmemişti. Sona giden yola geri dönmemek üzere girdiğini anlamıştı. Amy küçük bir jazz şarkıcısı olarak düşe kalka yaşamaya devam etmeliydi. Maalesef olmadı.